div style="border: 0px; outline: none; margin: 0px; padding: 0px; line-height: 18px;">Rûhu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kurân; Yüce Kitabın özünü anlamak ve gereğini yaşamak için ilmek ilmek dokunmuş müstesnabir tefsir... Çünkü onu, İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri Ulu Camii kürsüsünde verdiği vaazlarla oluşturdu. Onu, tefsirler içinde müstesna mevkie taşıyan husûsiyeti; satırlara yazılmadan evvel, kürsüden mü'min gönüllere arz edilmiş olmasındadır. Ki onda rivayet ve dirayet metodları; gönül sultanlarının ruhlara hayat bahşeden işari/tasavvufî yorumlarıyla zenginleştirildi. Ve Rûhu'l-Beyân bu özelliğiyle sahasında temayüz etti. Tefsirler içinde her zaman hususi bir mevkii oldu. Aksiyonerliği ve riyazata önem veren kişiliğiyle gönülller mimarı nitelemesini hak eden İsmail Hakkı Bursevî'nin bu kıymetli eseri; 23 yıl gibi bir zamanda vucûda getirdi. Âyet-i kerimeleri ayetlerle ve hadîs-i şeriflerle açıkladı. Allah dostlarının ibretli menâkıbıyla ve şiirlerle süsledi. Okuyup tetkik ettiği rivayet tefsirlerinden bir kuyumcu titizliğiyle tercihlerde bulundu. O suryei, o ayeti Muhammed Ümmeti layıkınca anlasın, gereğince amel etmenin sevdası içine doğsun diye gayret etti. Kur'ân-ı Kerim'e severek sahiplenmenin yolunu adım adım işledi. Eserleri asırlarca okunan söz ustalarının dirayet metodunda ortaya koyduklarını inceledi. Bütün bunları Mü'min gönülleri ihya edecek evliya menakıbıyla besledi. Şiirin doyumsuz akışında gizli özün özü kelimelerle tezyin etti. Ve böylece sahasında yektâ olan Rûhu'l-Beyân'ı inşa etti. . Hazretin Arapça olarak kaleme aldığı bu nadide eseri bu güne kadar ancak alimlerimiz okuyup anlayabiliyordu. Onu okuyup gönlünü manevi dirilişlere açmak isteyen gönül erbabı, Rûhu'l-Beyân'ın diriltici soluğu ile buluşmaktan mahrumdu. Her seviyeden, her meslekten insanımız onu okumalı, açıp evinde bir bölümünü okutmalıydı oysa. Maddî olanın etrafımızı çepeçevre kuşattığı bu günde en çok da buna ihtiyacı vardı. Erkam Yayınları bu inançla bir ekip çalışması başlattı. En başta Yüce Kitabımız'a sonra Hazret'in 23 yılda ikmal ettiği emeğine layık bir metin ortaya koymaya azami gayret etti. Bunun için maddî-manevî hiç bir fedakarlıktan kaçınmadı. İnsanımız, Yüce Kitabın ayetlerini kolayca anlayabilsin istedik çünkü. Ruhlara gıda, gönüllere şifa olacak bu kıymetli tefsiri eksiksiz olarak dilimize aktardık. Çalışmamız esnasında genel okurun ilgisini çekmeyecek (harekelem ve ibareye dair) teknik ayrıntıları ana metinde verilmedi. Hadis-i şeriflerin tahriçleri yapıldı. Farsça şiirler tercüme edildi. Okuyucuya kolaylık olsun diye konu birliği olan ayetlere başlıklar verildi. Üslûpta sade ve fakat Rûhu'l-Beyân'ın heybetini yansıtan sade bir anlatım tercih edildi. Bütün bunların sonunda mizampajınının rahatlığı da eklenince severek okuyacağınız ve herkesin kolayca anlayıp istifade edebileceği bir kitap meydana geldi. Bu kitabın adı; Rûhu'l-Beyân fî Tefsîri'l-Kur'ân. Muhterem müellifi, İsmail Hakkı Bursevî Hazrretleri gibi bir gönül mimarı.
Prof. Dr. H. Kamil Yılmaz - Doç. Dr. Ömer Çelik , Dr. Süleyman Derin - Mehmet Toprak - Murat Sülün
Erkam Yayınları nın yayınladığı, İsmail Hakkı Bursevi tarafından yazılan Ruhul Beyan Tefsir adlı tefsir seti ni incelemektesiniz. Ruhul Beyan Tefsir külliyatı hakkında yorumları oku yup tefsirin konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
Yaratan Rabbinin adıyla oku ! O, insanı " alak " dan yarattı.
Oku ! Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
Eksiksiz tüm övgüler; âlemlerin Rabbi olan, hakkı batıldan ayırt ettiren, kitabı indir en Allah'a, salat ve selam da o indir ilen Kur'an'ı bizzat yaşayarak kendi hayatında gösteren, sınır koyma yetkisi kendisine verilen O'nun Rasulüne, ehli beyte ve ashabına olsun. Amin.
RUHUL BEYAN KURAN MEALİ VE TEFSİRİ
Ruhul beyan kuran meali ve tefsiri
Ruhul Beyan fi Tefsiril Kuran
Ruhul Beyan fi Tefsiri'l Kuran ; Yüce Kitabın özünü anlamak ve gereğini yaşamak için ilmek ilmek dokunmuş müstesna bir tefsir... Çünkü onu, İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri Ulu Camii kürsüsünde verdiği vaazlarla oluşturdu. Onu, tefsirler içinde müstesna mevkie taşıyan husûsiyeti; satırlara yazılmadan evvel, kürsüden mü'min gönüllere arz edilmiş olmasındadır. Ki onda rivayet ve dirayet metodları; gönül sultanlarının ruhlara hayat bahşeden işari/tasavvufî yorumlarıyla zenginleştirildi. Ve Ruhul Beyan bu özelliğiyle sahasında temayüz etti. Tefsirler içinde her zaman hususi bir mevkii oldu. Aksiyonerliği ve riyazata önem veren kişiliğiyle gönülller mimarı nitelemesini hak eden İsmail Hakkı Bursevi'nin bu kıymetli eseri; 23 yıl gibi bir zamanda vucûda getirdi. Âyet-i kerimeleri ayetlerle ve hadîs-i şeriflerle açıkladı. Allah dostlarının ibretli menâkıbıyla ve şiirlerle süsledi. Okuyup tetkik ettiği rivayet tefsirlerinden bir kuyumcu titizliğiyle tercihlerde bulundu. O sureyi, o ayeti Muhammed Ümmeti layıkınca anlasın, gereğince amel etmenin sevdası içine doğsun diye gayret etti. Kur'ân-ı Kerim'e severek sahiplenmenin yolunu adım adım işledi. Eserleri asırlarca okunan söz ustalarının dirayet metodunda ortaya koyduklarını inceledi. Bütün bunları Mü'min gönülleri ihya edecek evliya menakıbıyla besledi. Şiirin doyumsuz akışında gizli özün özü kelimelerle tezyin etti. Ve böylece sahasında yektâ olan Rûhu'l-Beyan'ı inşa etti. Hazretin Arapça olarak kaleme aldığı bu nadide eseri bu güne kadar ancak alimlerimiz okuyup anlayabiliyordu. Onu okuyup gönlünü manevi dirilişlere açmak isteyen gönül erbabı, Ruhu'l Beyan'ın diriltici soluğu ile buluşmaktan mahrumdu. Her seviyeden, her meslekten insanımız onu okumalı, açıp evinde bir bölümünü oku tmalıydı oysa. Maddî olanın etrafımızı çepeçevre kuşattığı bu günde en çok da buna ihtiyacı vardı. Erkam Yayınları bu inançla bir ekip çalışması başlattı.
En başta Yüce Kitabımız'a sonra Hazret'in 23 yılda ikmal ettiği emeğine layık bir metin ortaya koymaya azami gayret etti. Bunun için maddî-manevî hiç bir fedakarlıktan kaçınmadı. İnsanımız, Yüce Kitabın ayetlerini kolayca anlayabilsin istedik çünkü. Ruhlara gıda, gönüllere şifa olacak bu kıymetli tefsiri eksiksiz olarak dilimize aktardık. Çalışmamız esnasında genel okurun ilgisini çekmeyecek (harekeleme ve ibareye dair) teknik ayrıntıları ana metinde verilmedi. Hadis-i şeriflerin tahriçleri yapıldı. Farsça şiirler tercüme edildi. Okuyucuya kolaylık olsun diye konu birliği olan ayetlere başlıklar verildi. Üslûpta sade ve fakat Ruhul Beyan 'ın heybetini yansıtan sade bir anlatım tercih edildi. Bütün bunların sonunda mizanpajınının rahatlığı da eklenince severek okuyacağınız ve herkesin kolayca anlayıp istifade edebileceği bir kitap meydana geldi. Bu kitabın adı; Ruhul-Beyan fi Tefsiril Kur'an. Muhterem müellifi, İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri gibi bir gönül mimarı. Erkam Yayınları bu kıymetli tefsiri istifadelerinize sunmakla bahtiyardır.
SUNUŞ
Ruhul Beyan, tasavvufi tefsir olarak haklı bir şöhrete sahiptir. Gerçi Ruhul-Beyan sâdece tasavvufî bir tefsir değildir. Nitekim Rûhu'l-Beyan'da tefsir geleneğinin rivayet ve dirayet usulleriyle, işaret denilen tasavvufî metodun üçü de vardır
Bilindiği gibi rivayet tefsiri; Kur'an'ın âyet, hadis ve sahabe rivâyetleriyle yapılan nakle dayalı yorumlardır. Dirayet tefsiri; Kur'an'ın dil incelikleri, ilmî mahsûl ve aklî yorumlarla yapılan açıklamalarıdır. İşari tefsir ise; gönül sultanlarının ruhî, kalbî ve gönül zenginlikleriyle Kur'an'ın zahirî, lâfzî mânâsına uygun olarak ortaya koydukları bâtınî mânâlar, ilhamlar, keşfî bilgiler ve tasavvufi-işârî yorumlardır.
İşârî ya da tasavvufî denilen bu tefsir tarzı Kur'an'daki: "Allah'tan korkun, takva üzre olun ki Allah size öğretsin." (el-Bakara, 2/282) âyeti ile "Eğer takva üzere olursanız Allah size furkan; iyi ile kötüyü ayırt edecek bir nur verir." (el-Enfal, 8/129) âyetinde işaret edilen manevî, kalbî fetihlerin ifade ettiği mânâya uygun olarak gelişmiştir. İlk devirlerde sadece bazı âyetlerin yorumlarından ibaret olan bu tefsirler zaman içinde bütün Kur'an'ı kapsayacak şekilde gelişmiştir. Bu mânâda en eski tasavvufi tefsir Ebu Abdurrahman Sülemî (ö. 4l2/l021)'nin Hakâiku't - tefsir'i ile Kuşeyrî (ö.465/1072)'nin Letâifu'î-işârât'ıdır. Bu vâdîde yapılan araştırmalar, sayıları yüzlere ulaşan tefsirin varlığından bahsetmektedir. Doğrusu bu alan zengin bir kültür mirası olarak kütüphanelerimizde önemli bir yer tutmaktadır. (bk. Süleyman ATEŞ, Tasavvufi Tefsir Okulu, Ankara 1974)
Osmanlı döneminde de tasavvuf ve tasavvufî tefsir büyük ilgiye mazhar olmuş bu vâdîde pek çok eserler kaleme alınmıştır. Başlangıçtan itibaren Osmanlı padişahlarının tasavvufa sıcak yaklaşımı, devleti kuran iradenin içinde tasavvufî disiplinin tesiri, Osmanlı'yı batılı tarih yazarlarına "Derviş Devlet" dedirtecek boyutlara ulaştırmıştır. Devlet ricalinin; padişah ve paşaların, ilmiye sınıfının, esnaf ve halk kesimi ile askeriyenin bir tasavvufî ekole yakınlık duyup bağlanması bunun en ciddi örneğidir. Nitekim Osmanlı'da ilmiyenin temsilcisi olan medresenin ilk kurucusu Dâvûdî Kayserî, İbn Arabî ekolüne bağlı bir sûfîdir. İlk Osmanlı Şeyhülislâmı kabul edilen Molla Fenârî bir tarikata bağlı olmanın yanı sıra, İbn Arabî'nin talebesi Konevî'nin eserlerine şerh yazmıştır. Askeriyenin temel ocağı sayılan Yeniçerilik Hacı Bektaşi Velî ve Bektaşiliğe bağlıdır. Esnaf ve halk kesimi de meslek guruplarına göre Ahî zaviyelerine bağlı bulunmaktaydı. Ruhul beyan kuran meali ve tefsir
Osmanlı Şeyhülislâmlarından Kemal Paşazade tarafından eserleri incelenip hakkında "ibrânâme" niteliğinde bir rapor verilen İbn Arabî özellikle bu dönemden sonra Osmanlı kültür ve edebiyatının bir parçası haline gelmiş tir. Rûhul-Beyan müellifi Bursalı İsmail Hakkı da XVIII. yüzyılda yaşayan ve İbn Arabî mektebinin sâdık bir temsilcisidir. Eserini 23 yıl süre içinde önce cemaate vaaz ve takrîrî bir ders olarak sunmak suretiyle kaleme almıştır. İçinde rivayet ve dirayet tefsirine dair açıklamalardan başka işârî tefsirin önemli sîmâlarından nakiller, kendi yorumları ve Sa'dî'den Mevlânâ'dan, Hâfız'dan çokça farsça şiirler ve tasavvufi menkıbeler vardır. TEFSİR bu özellikleri itibariyle geçmiş kültürümüzün kıymetli bir hazinesi niteliğindedir.
Ruhul Beyan müellifi Bursalı ismail Hakkı Hazretleri eserini Arapça kaleme almıştır. On ciltlik bu muhteşem kitap tan bugüne kadar ancak Arapça bilen kimseler yararlanabilmekteydi. Genel kültür mahiyetindeki farklı yorum ve değerlendirmeleri ile olayların perde arkasındaki hikmet ve incelikleri anlamak isteyen tasavvuf muhibbi Türk okuyucuları bu imkandan mahrumdu.
Erkam Yayınları tarafından hazırlatılıp sunulan elinizdeki bu eser; Ruhu'l-Beyan'ın on ciltlik İstanbul baskısından yapılan tercümedir. Her cildin başında gösterilen işin uzmanı, ilâhiyatçı akademisyenler tarafından yapılan tercüme D.İ.B. Haseki Eğitim Müdürü Sayın Dr. Hüseyin Kayapınar tarafından tercüme kontrolü yapılmış ve tarafımızdan redaksiyondan geçirilerek tercümeden çok telif rahatlığına kavuşturulmaya çalışılmıştır.
Esere geçen Farsça şiirler İbrahim Halil b. Muhammed Ali tarafından yapılan üç ciltlik tercümeden istifade ile Türkçeleştirilmiştir. Hadislerin tahrici Ruhu'l-Beyan hadisleri üzerine doktora yapan Sn. Dr. Seyid Avcı tarafından yapılmış olup dipnotlarda gösterilmiştir.
Tercüme sırasında özellikle gramer bilgileri içeren açıklamalar okuyucuyu yoracağı ve Arapça bilmeyen okuyucuya bir şey sağlamayacağı düşüncesi ile tercüme metnine alınmamıştır.
Yayınevimizin ana hedefi XVIII. Yüzyılın kültürünü, dünya görüşünü ve tasavvuf anlayışını yansıtan bu eseri okuyucularımıza olduğu gibi aktarmaktır. Ancak bununla birlikte
Abdullah Sert, Mustafa Eriş ve Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz'dan oluşan redaksiyon heyeti ilmî gelişmeler açısından izahı zor tabiî ilimlere ait bir takım bilgileri çıkarmayı uygun görmüştür.
Yayınevimiz Bursalı İsmail Hakkı Hazretleri gibi bir gönül sultanının büyük bir emek mahsûlü olarak kaleme aldığı değerli kitabı nı yayınlamakla Kur'an'ın daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunduğu inancındadır. ( erkam yayınları ruhul beyan tefsir, kitap, ruhul beyan oku, kitabı, online satın al, yayın, kitab, ucuz dini kitap, uygun fiyat, kitabı, islami kitap, satış, gonca kitabevi, İslam, onlıne satış, tam tercüme tefsir, ruhul beyan tercümesi )
Basarı ve feyiz kaynağı Allah Teâladır.
Erkam Yayınları
MÜELLİFİN MUKADDİMESİ
Rahmân ve Rahîm olan ALLAH ın adıyla.
Hamd, Allâh'a mahsustur ki zâti kemâli hakikatlerinin nüshasından âlemlerin, alâmet ve işaretlerin nakışlarını izhâr etti. Zâti cem "nün" undan harflerin, kelimelerin ve kelâmın türlerini çıkardı. Cem ve tenzih makamından,eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an indirdi. Onu, her zaman burhanları ve delilleri parlayan ebedî bir mucize kıldı.
Salât ve selâm, ilim, ayn ve yakînde yüce makamın kapısını açan Efendimiz Muhammed'e olsun ki, Adem daha su ile balçık arasında iken O peygamberdi. önün Kuran ahlakıyla ahlâklanan ailesine, ashabına ve âhir zamana kadar ihsan üzere / güzelce onlara tâbi olanlara da selam olsun.
Fakîr kul, kurban olarak adanan (İsmail (a.s.))'ın adaşı, nasîhatçi, muhacir, Şeyh İsmâil Hakkı -Allah kendisini sabahların, akşamların ve gündüzlerin fitnelerinden saklasın- der ki:
Vaktinin sultânı, zamanının ender bulunanı, ilim ve irşânıyla halk üzerinde Allah'ın hücceti, ilâhî inayet ve tevfîk nurlarının ufku, kesin olarak hilâfet sırlarının vârisi, ikinci bin yılın ikinci onluğunun (XII. hicrî asrın) başında tecdid sırrına sahip olduğu kabul edilen, rabbani ilhamın madeni, seyyidlerin yolundan giden, asil ve soylu Şeyh, (Hz. Osman) ibn Affân'ın adaşı, İstanbul'da ikamet eden, imam ve allâme olan Şeyhim, büyük âlim ve çok anlayışlı üstadım -Allah ona imdad eylesin, bize de gizlide ve aşikarda onunla imdad buyursun-, (hicrî) ikinci bin yılın birinci onluğunun onuncu onda birinin altıncı onda birinde (h. 1096/m. 1685) benim, velîlerin kalesi (burcu'l-evliya) olan Bursa şehrine -Allah kötülüklerden ve sıkıntılardan muhafaza eylesin- göçmeme işaret ettiler. Oraya yerleşince, meşhur nurlu ma'bed Câmi-i Kebîr (Ulucâmide vaaz ve öğütten uzak duramadım.
Bazı Rumeli (balkanlar) beldelerinde ikamet ettiğim zaman yazdığım, tefsir sayfalarından ve muhtelif ilimlerden derlenmiş, Kur'an sûrelerinden Âl-i imran'dan daha sonrasına kadar ulaşan bazı notlarım vardı. (fakat onlarda söz çok uzadığı için darmadağınık vaziyetteydi. Bir kısmını batı rüzgarı, bir kısmını da sabâ rüzgarı bir tarafa atmıştı
İstedim ki uzun nakilleri kısaltayım. Lafızların, harflerin ve noktaların sahasına dağılan evrakı toparlayın özetleyeyim. Onlara bir nebze de gönlüme doğan ma'rifetlerden ilâve edeyim, nazmettiğim latifelerin gerdanlığına onları da dizeyim.
Her ne kadar sermâyem az ve güçsüz olsam da -eğer yüce (Allah bu büyük arzumu yerine getirecek kadar bana mühlet tanırsa- geri kalan sûreleri Nazm-ı Kerîm'in sonuna kadar maharetle serdedip aktarayım. Haftalarca ve aylarca kaleme aldığım, satırların kıvrımlarına yazarak döktüğüm bilgileri insanların istifâdesi için temize çekeyim. Böyle yapayım ki malın ve oğulların fayda etmediği âhiret günü için hazırlık olsun. "Sâd" ve "Nûn'dan başkasının fayda vermediği zaman bana şefaatçi olsun.
Allah Teala'dan bunu sâlih amellerden ve hâlis eserlerden, ömürlerin sonuna kadar bakî kalacak iyiliklerden kılmasını niyaz ederim. Çünkü O, bir kul için hayır murâd ederse, insanlar içinde onun amelini güzelleştirir. Başa göre göz mesabesinde olan hayırlı işlere ehil kılar. O, Feyyâz'dır, ihsanı boldur.
İSMAİL HAKKI BURSEVÎ HAZRETLERİNİN HAYATI VE ESERLERİ
HAYATI
Elinizde bulunan Ruhu'l-Beyan adlı tefsirin müellifi ismail Hakkı Bursevi Hazretleri, Tamâmü'l-Feyz ve Kitâbü's-Silsileti'l-Celvetiyye isimli eserleri başta olmak üzere diğer bâzı eserlerinde kendisi ile ilgili ayrıntılı bilgiler verir. Varidat türü eserleri de, hayatı ile ilgili detaylı bilgiler edinmemize yardımcı olmaktadır. Bu bakımdan İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin hayatı ile ilgili en önemli ve sahîh kaynağın yine kendi eserleri olduğu söylenebilir. Onun hayatı hakkında yapılan çalışmalar da esas itibarıyla bu bilgilere dayanır. Ancak oldukça hareketli bir hayat geçirdiğinden kendisi ile ilgili yapılan bâzı çalışmalarda ihtiyatla karşılanması gereken bâzı bilgilere de rastlamak mümkündür.
ismail Hakkı Bursevi Hazretleri, 1063'te Zülkâde ayı başlarında (Eylül 1653) bir Pazar günü şimdi Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Aydos'ta doğdu.1 Mahlası olan "Hakki", zamanla ismiyle bütünleşmiştir. Uzun süre Bursa'da yaşadığı için "Burûsevî", bir müddet Üsküdar'da ikâmet ettiği için "Üsküdârî", Celvetiyye tarîkatına mensûb olduğu için "Celvetî" nisbelerini kullanmış, özellikle "Burûsevî" nisbesiyle meşhur olmuştur. Zamanla "Burûse"den "û" sesinin düşmesiyle Bursevî şeklinde kullanılır olmuştur.
1- Hayâtü'l-Bâl, vr. 106b; Kitâbü's-Silsile, vr. 80b, 85b; Tamâmü'l-Feyz'de sadece doğum yerini belirtir (Tamâmü'1-Feyz-I, 146; Tamâmü'l-Feyz-II, 78, 79). Hüseyin Vassâf, İsmâîl Hakkı'nın Pazartesi günü doğduğunu söyler (Sefine, III, 37; Kemâlnâme-i Hakki, 5) ki yanlıştır.
O, baba tarafından şeceresini "Şâh Hüdabende oğlu Bayram Çavuş oğlu Mustafa oğlu Şeyh İsmâîl Hakkı" şeklinde, anne tarafından şeceresini ise "Şeyh Dâvud Efendi oğlu Mehmed Efendi oğlu Abdurrahman Efendi oğlu Kadı Ahmed Efendi kızı Kerîme oğlu Şeyh İsmâîl Hakkı" olarak verir.2 Babası Mustafa Efendi, İstanbul'un Aksaray mahallesinde doğup büyümüş tür. İsmâîl Hakkı'nın doğumundan bir yıl önce, bu mahallede meydana gelen büyük yangında evi ve bütün eşyası yandığı için Aydos'a göçmüştür (1062/1652). Mustafa Efendi, seyyidlerden olduğu halde adı geçen yangında şecereleri de yandığından daha sonra kendisi ve çocukları yeşil sarık yerine beyaz sarık sarmışlardır.4 Daha önce İstanbul'da tasavvufî çevrelerle irtibatı olduğu anlaşılan Mustafa Efendi orada da bu ilgisini sürdürerek Zâkirzâde Abdullah Efendi (Ö.1068/1657)'nin halîfesi sıfatıyla o zaman Aydos'ta bulunan Celvetî şeyhi Osman Fazlî Efendi (ö. 1102/1691) ile sıkı bir yakınlık ve ülfet kurmuştu. İsmâîl Hakkı daha üç yaşındayken babası onu Osman Fazlî Efendi'nin huzuruna götürür, şeyh de onunla latîfeleşirdi. Bu sebebledir ki ileride kendisinin şeyhi de olacak olan bu zât zaman zaman kendisine: "Sen bizim üç yaşından beri mürîdimizsin" diye iltifatlarda bulunacaktır.5
İsmâîl Hakkı, yedi yaşında annesini kaybetti ve ona büyükannesi bakmaya başladı. Annesinden mîrâs kalan 12.000 dirhem ile daha sonraki tahsil hayatında geçimini sağlamış, bir kısmıyla da kitap almıştır.6
Küçük yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenen İsmâîl Hakkı, on bir yaşına kadar sarf ve nahiv gibi bâzı âlet ilimleriyle ilgili kitaplar okudu ve hat ile meşgul oldu. Bu dönemdeki hocası ise Osman Fazlî Efendi'nin Aydos'tan ayrıldıktan sonra yerine gönderdiği halîfesi Şeyh Ahmed Efendi'dir.7
İsmâîl Hakkı, Aydos'a uğrayan Osman Fazlî Efendi'nin ilk halîfesi ve akrabalarından Edirne halîfesi Şeyh Seyyid Abdülbâkî Efendi (ö.H01/1690)'nin kendisini okutmak için ailesinden istemesi üzerine onunla birlikte on bir yaşında Edirne'ye gitti (1074/1664). Edirne'de kaldığı yaklaşık yedi yıl boyunca kendisinden ve Osman Fazlî Efendi'nin başka halîfelerinden çeşitli ilimlerle ilgili dersler aldı ve hüsn-i hat ile meşgul oldu.
2-Mecmûa-i Hakkı, BEEK, Genel, nr. 41, vr. 55a; Kenz-i Mahfî, 75
3-Kitâbü's-Silsile, vr. 80a-b
4-Tamâmü'l-Feyz-II, 79. O dönemde seyyidler yeşil sarık sararlardı. Bk. Tamâmü'l-Feyz-I, 89; Tuhfe-i Hasakiyye, vr. 266a-b
5-Tamâmü'l-Feyz-Il, 79; Kitâbü's-Silsile, vr. 80b
6-Tamâmü'l-Feyz-II, 79-80
7-Tamâmü'l-Feyz-Il, 79
İsmâîl Hakkı'nın burada aldığı dersler medrese eğitimini aratmayacak seviyededir.8
Abdülbâkî Efendi, yanında eğitimini tamamlayan İsmâîl Hakkı'yı bir mektupla İstanbul'a Osman Fazlî Efendi'ye gönderdi. İsmâîl Hakkı, 11 Rebîulevvel 1083 Pazartesi günü (Temmuz 1672) Osman Fazlî Efendi'nin Fâtih Atpazarı'ndaki tekkesine vardı.9 Osman Fazlî Efendi ona bâzı sorular sorduktan sonra bey'at verip evrâd tâyin etmiş ve savm-ı dâim tavsiye etmiştir.10 Osman Fazlî Efendi, kendisine bağlı tekkelerde mürîdlerin manevî terbiyesinin yanı sıra zahirî ilimlerle ilgili eğitimleriyle de meşgul olurdu.11 İsmâîl Hakkı da şeyhinden fenn-i âdâb, kelâm ve iki defa ferâiz ilmini okudu. Belagatla ilgili el-Mutavvel isimli esere şerh hazırladığı sırada el-Mutavvel'i, daha sonra fıkıh usûlü ile ilgili et-Tenkîh isimli eseri okudu. Dergâh dışında İstanbul'un ileri gelen diğer hocalarından da istifâde etmeye çalışarak Kurrâ Mehmed Efendi'den tecvîd okudu. Diğer bâzı hocalardan Farsça dersleri aldı, bir çok meşhur şâirin Farsça dîvanlarını, diğer bâzı manzum ve mensur eserleri mütâlâa etti. Meşhur hattat Hafız Osman'dan (ö. 1110/1690) hüsn-i hat dersleri aldı. Ancak diğer derslerinin yoğunluğu sebebiyle hüsn-i hattan icazet alabilecek seviyeye gelemedi.12
İsmail Hakkı, zahirî ilimlerle ilgili eğitimini tamamladıktan sonra şeyhinin işaretiyle Zeyrek Câmii'nde doksan günlük bir halvete girmiştir. Halveti tamamladıktan sonra dervişlerin yemeklerini pişirmek, zaviyeyi süpürmek, yemekten sonra kapları yıkamak ve sofrayı temizlemek gibi hizmetlerde bulunmuştur. Daha sonra ise Osman Fazlî Efendi ona kendi yerine va'z etmesini emretmiştir.13 Küçük yaşlardan îtibâren kendisini ilme vermiş olan İsmâîl Hakkı'nın özellikle Edirne'deki tahsilinde zahirî ilimler ağırlıktadır. İstanbul'da ise önceleri zahirî ve bâtınî terbiyenin birlikte gittiği son zamanlarında ise manevî eğitiminin ağırlık kazandığı anlaşılmaktadır. Onun istîdâd ve kabiliyetini keşfeden Osman Fazlî Efendi, ilmini ve maneviyâtını kemâle erdirmek için İstanbul'da üç yıl eğitimiyle meşgul olmuş ve henüz yirmi üç yaşındayken Üsküp'e halîfe olarak göndermiştir.
8-Bk. Tamâmü'i-Feyz-II, 79-80
9-Vesîletü'I-Merâm, Halet Efendi, nr. 243, vr. 10b; Hüseyin Vassâf, İsmâîl Hakkı'nın İstanbul'a 1085 yılında yirmi iki yaşında olduğu halde geldiğini söyler (Sefine, III, 37; Kemâlnâme-i Hakkı, 5-6) ki yanlıştır.
10-Tamâmü'l-Feyz-II, 80; Kitâbü's-Silsile, vr. 80b
11-Bk. Tamâmü'ı-Feyz-I, 182-183
12-Tamâmü'l-Feyz-II, 80-81; Müstakîmzâde, Tuhfe-i Hattatın, İstanbul 1928, 126-127.
13-Tamâmü'l-Feyz-II, 83-86
Beraberindeki üç dervişle 1 Rebîulâhir 1086 (Haziran 1675) Cumartesi günü Üsküp (Skopje)'e ulaşan İsmâîl Hakkı muhtelif camilerde va'z ve nasîhatta bulunmuş, kendisini dinleyen cemâatin sayısı günden güne çoğalmış, şeyhinin tavsiyesine uygun olarak çeşitli ilimlerden dersler de vermiştir. Orada bulunan harab bir zaviye îmâr edilerek İsmâîl Hakkı'ya teslîm edilmiş, bir müddet burada faaliyet gösterdikten sonra varlıklı bir hanımın inşâ ettirdiği yeni bir zaviyeye geçmiştir. Etraftaki kasabalarda inşâ edilen başka zaviyelere de davet edilmesine rağmen şeyhinin tayiniyle geldiği Üsküp'ten ayrılmaya razı olmamıştır. Yirmi dört yaşında iken (1087/1676) Şeyh Mustafa Uşşâkî (1090/1679)'nin kızı ile evlenmiştir.14
İsmâîl Hakkı, Üsküp'te kusurlu davranışlarını gördüğü müftü, bâzı kadı, imam ve hatib, hattâ şeyh görünümündeki pek çok kimseyi karşısına almış, onlarla mücâdele etmiş ve va'zlarında sert bir üslûbla eleştirmiştir. Kendisinin belirttiğine göre altı yıl süren bu çekişmede mücâdelesinin sebebi karşısındakilerin Kitab ve Sünnete muhalefetleriydi. Onlar ise yapmayı îtiyâd edindikleri bâzı davranışlarına İsmâîl Hakkı'nın muhalefetinden rahatsızdılar. O, mahlasının da gereği olarak hak bildiğini söylemekten çekinmemiştir. Ancak hakşinâslığı çevresindeki dost halkasının sayısını bile etkilemiştir. Kendisini ölümle tehdîde kadar işi ileri götürmüşler, hatta bir talebesini te'dîb etmesini bahane ederek onu mahkemeye vermişler, bununla da yetinmeyerek hâdiseyi İstanbul'a kadar taşımışlardır. Bir taraftan İsmail Hakkı, bir taraftan hasımları, şeyhülislâm Şeyhzâde Ali Efendi ile sadrazam Kara Mustafa Paşa ve kazasker Beyazîzâde Ahmed Efendi ile görüşmüşler, sonunda yine iki taraf aralarının bulunması için Osman Fazlî Efendi'ye gönderilmişlerdir. Bu mücâdeleler sırasında kendisine mektuplar göndererek nasîhat ve tavsiyeleriyle yol göstermeye çalışan şeyhinin gayretleriyle, araları bulunup husûmet ortadan kalkmış gibi görünse de bu işin sonunun gelmeyeceği kanaatiyle İsmâîl Hakkı'yı Üsküp'ten Köprülü'ye (Titov Veles) tâyin etmiştir.15
Köprülü'de on dört ay kalan İsmâîl Hakkı Hazretleri bu sürede Üsküp'ten ayrılmak kendilerine çok ağır gelen ailesinin sıkıntısını çekti. Orada aylarca kendini riyâzata verdiğini, ısrarlarına rağmen halkın ziyafetlerinden uzak
14-Tamâmü'l-Feyz-II, 87-88
15-Konunun tafsilâtı için bk. Tamâmü'l Feyz-II, 88-93; Tuhfe-i Recebiyye, vr. 34b. Şeyhinin İsmâîl Hakkı'ya gönderdiği mektupla irşadın güzel örneklerinden olan bu mektuplar için bk. Mecmûa-i Hakkı, Atıf Efendi Ktp, nr. 1496; Mektûbât-ı Osman Celvetî li-tilmîzihî Şeyh İsmâîl Hakkı, Süleymâniye Ktp., Tâhir Ağa, nr. 608.
durduğunu, geceleri sabaha kadar evinin avlusunda elinde tesbih Allah'ı zikrettiğini, yer ve gökteki Allah'ın âyetlerini müşahedeye daldığını anlatır. Yine Köprülü'deyken Köprülü, İştib (âtip), Usturumca (Strumica), Karatova (Kratovo) ve etrafta bulunan kasabaların halkı İsmâîl Hakkı'nın müftü olması için şeyhine müracaat etmişler, fakat Osman Fazlî Efendi "Müftü takva ehli olur, fakat takva ehli müftü olmaz", "Şeyhler müftü olmazlar" diyerek bu talebi kabul etmemiştir.16
Usturumca (Strumica) halkı, şeyhinden İsmâîl Hakkı'yi kendi kasabalarına göndermesini talep etmişler, o da şeyhinin muvafakatiyle Köprülü'den Usturumca'ya göçmüştür. Burada halkın teveccühüne mazhar olmuş, va'z, irşâd ve tedrîs faaliyetlerine devam etmiştir. Köprülü'de yarıya yakınını hazırladığı Lütfullah en-Nesefî'nin el-Fıkhü'l-Keydânî adlı eserinin şerhini burada tamamlamıştır.17
O, Usturumca'da ikâmetinin otuzuncu ayında (1095/1684 sonları) IV. Mehmed (Avcı)'in talebi ile sarayda va'z ve nasîhatlarda bulunmak üzere Edirne'ye gelen şeyhi tarafından çağırıldı. Edirne'ye vardıktan bir müddet sonra Bursa halîfesi Amasyalı Şeyh Sun'ullah Efendi (ö. 1095/1684)'nin vefat haberi ulaşınca şeyhi onu Bursa'ya halîfe olarak gönderme arzusunu izhâr etti. O da, şeyhinin teklifini kabul etmekle birlikte Üsküp'ten başka bir yere gitmek istemeyen hanımıyla bu hususta istişare etmek ve onu ikna etmek için Usturumca'ya döndü. Hanımını ikna edemeyen İsmâîl Hakkı, bir mektupla durumu şeyhine bildirmiş, bir müddet sonra yine şeyhinden Bursa'ya gitmesine dâir bir mektup ulaşınca (Safer ayı sonları 1096/Ocak 1685) hanımını kendisiyle gelmek ya da kendisinden ayrılmak hususunda serbest bırakmış, arada iki çocuk varken ayrılmayı göze alamayan hanımı da Bursa'ya gitmeye razı olmuştur.18
Mevsim kış olduğu için ailesini Usturumca'da bırakan İsmâîl Hakkı tekrar Edirne'ye giderek üç ay kadar şeyhinin husûsî ve umûmî sohbetlerinde bulundu ve kendisinden Fusûsu'l-Hikem okudu. Pazartesi ve Cuma geceleri va'z etmek üzere saraya giden şeyhi ile birlikte zaman zaman saraya da gitti.
16.Bk. Tamâmü'l-Feyz-H, 93-97; ayrıca bk. Tuhfe-i Hasakiyye, vr. 240b; Kitâbü'n-Netîce, I, 235; Kitâbü's-Silsiie, 44b-45a
17.Tamâmü'l-Feyz-îl, 93-94
18.Tafsilât için bk. Tamâmü'l-Feyz-II, 95-100
19.Bkz. Tamâmü'l-Feyz-II, 110-132. İsmâîl Hakkı'nın Edirne'de şeyhiyle birlikte saraya gidişi, sarayı ve şeyhinin saraydaki va'zlarını tasviri için bk. Tamâmü'l-FeyzT, 219-220.
Bahar gelip havalar ısınınca İsmail Hakkı Hazretleri, ailesini de Edirne'ye getirterek20 Tekirdağ'dan gemiyle Mudanya'ya, oradan da 8 Cemâziyelâhir 1096 (Mayıs 1685) Cumartesi günü Bursa'ya geldi.21 Bursa'ya geldiği ilk zamanlarda kalacak yer, ailesinden ve müridlerden geçimleri kendi üzerinde olan toplam dokuz kişinin maîşetini temîn hususunda sıkıntı çekti. Çocuklarının geçimi için ev eşyasını, bâzı kitaplarını, hattâ el