İz Yayıncılık
Çok Özel Bir Müsned Seçkisi Peygamberim Diyor ki - Ahmed Ürkmez
BARKOD: 9789753558662
92,70 ₺
Maalesef Tükendi
Orijinal Eser Garantisi
Hızlı Kargo
div>Ahmed Ürkmez tarafından kaleme alınmış olan Peygamberim Diyor ki adlı eser, Müsned içerisinden yapılmış bir hadis derlemesidir. Çeşitli kriterlere göre yapılmış bu tasnifatta, hadislerin kaynağı, rivayet eden hakkında bilgi, orjinal arapçası, tercümesi ve hadiste anlatılmak istenen husus sarih bir dille kaleme alınmıştır. Hadis konusuna giriş mahiyetinde okunup gönül rahatlığıyla okutulabilecek bir eserdir.
Kitap Peygamberim Diyor ki
Yazar Yrd. Doç. Dr. Ahmed Ürkmez
Yayınevi İz Yayıncılık
Etiket Fiyatı 25 TL
Kağıt - Cilt 2.Hamur. Karton kapak cilt
Sayfa - Ebat 730 sayfa, 16x24 cm
Yayın Yılı 2012
ISBN 9789753558662
NOT 1.010 adet hadis-i şerif ve Türkçe açıklaması
Yazar Yrd. Doç. Dr. Ahmed Ürkmez
Yayınevi İz Yayıncılık
Etiket Fiyatı 25 TL
Kağıt - Cilt 2.Hamur. Karton kapak cilt
Sayfa - Ebat 730 sayfa, 16x24 cm
Yayın Yılı 2012
ISBN 9789753558662
NOT 1.010 adet hadis-i şerif ve Türkçe açıklaması
Tanıtım Yazısı
Ahmed Ürkmez tarafından kaleme alınmış olan Peygamberim Diyor ki adlı kitap, Müsned içerisinden yapılmış bir hadis derlemesidir. Çeşitli kriterlere göre yapılmış bu tasnifatta, hadislerin kaynağı, rivayet eden hakkında bilgi, orjinal Arapçası, tercümesi ve hadiste anlatılmak istenen husus sarih bir dille kaleme alınmıştır. Hadis konusuna giriş mahiyetinde okunup gönül rahatlığıyla okutulabilecek bir eserdir.
ÖNSÖZ
"Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a şükürler olsun. Kâfirler hâlâ Rablerine alternatif arıyorlar!" (En'âm 6/1)
"Söyle: Allah'a şükürler ve seçtiği kullarına da selam olsun! Allah mı daha iyi yoksa onların ortak saydıkları şeyler mi?" (Nemi, 27/59)
"Söyle: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyacaksınız. Allah da sizi sevecek ve günahlarınızı bağışlayacak. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametli!" (Âl-i İmrân, 3/31)
Çok sevdiğimiz, ama bir türlü yeterince tanıyamadığımız Şefkat Elçisi'ne (sav) tercüman olmak... Onun 'nübüvvet nuruyla' parıldayan seçkin sözlerini sağlam kaynaklara dayanarak kitaplaştırmak... Bahtiyar ashabının dudaklarından dökülen yüzlerce hadisi satırlarda damla damla biriktirmek... Ve kargaşayla yaşanan hayatların ümide muhtaç sahiplerine bir avuç şifa, bir nefes huzur, bir buket çiçek olarak sunmak...
Bütün bunlar, önceleri benim için hayal olan; başarmaya yaklaştığımda ise "Bize bu yolları gösteren Allah'a şükürler olsun; eğer o bize yol göstermeseydi biz yolu nerede bulacaktık!" (A'râf 7/43) dememi sağlayan nimetlerdi. Ama seçme işleminden çeviri işlerine, kaynak gösterimlerinden açıklama notlarına kadar her detayını tek başıma üstlendiğim bu eser, belki de 'en son benim' olabilirdi.
On kişilik bir ekiple tam on yıl boyunca sabahtan akşama kadar Müsned çalışan bir âlim düşünün... Veya yazdığı kitabı yöneticilerin keyiflerine kurban etmediği için bayılana kadar dövülüp öldü diye yol kenarına atılıveren bir mezhep imamı... Yahut Mekke'de Medine'de başlayan yaşam serüvenlerini binlerce kilometre uzaklıkta, gönül verdikleri İslâm'ı ve birlikte ömür geçirdikleri Resûlullah'ı (sav) tanıtır ve anlatırken noktalayan fedakâr müminler...
'Çalışan âlim' Şuayb el-Arnavut'un, 'ilmine ihanet etmeyen mezhep imamı' Ahmed b. Hanbel'in ve Sevgili Peygamberimiz'den (sav) duyup öğrendiklerini sizinle paylaşmak için içeride bekleyen birbirinden seçkin 146 sahabinin eseridir bu kitap. 50 cilde sığmış toplam 27647 hadisten süzülüp gelen 1010 tanesinin buluştuğu berrak bir havuz...
Müsned nedir?
Müsned aslında sadece İmam Ahmed b. Hanbel'e (241/856) ait bir hadis kitabının adı değil. Hadis kitapları içinde bir yazım türünün adı Müsned. Bu bağlamda başka âlimlerin de Müsned adını taşıyan eserleri var. Tayâlisî (204/820), Bezzâr (292/905), Ebû Ya'lâ (307/920) ve Ebû Avâne'nin (316/928) müsnedleri bu türün önemli örnekleri.
Müsned tarzı kitaplarda, hadisler, sahabi adlarına göre diziliyor. Diyelim ki önce Hz. Ebubekir'in (ra) Peygamber Efendimizden (sav) aktardığı sözler, sonra Hz. Ömer'in (ra) aktardıkları, sonra Hz. Ayşe (ra), sonra Hz. Ebû Hüreyre (ra)... Böyle gidiyor. Kitapta yer alan sahabiler; memleketleri, yaşları, rivayet ettikleri hadis sayısı ve benzeri açılardan kendi içinde gruplanabiliyor.
Oysa konulara göre düzenlenmiş eserler böyle değil. Temizlik, abdest, namaz ve diğer ibadetlerden başlayarak giderek genişleyen bir konu yelpazesi var ve hadis-i şerifler detaylı alt başlıklarda gruplanıyor. Konuları hukuki ağırlıklı olursa kitap Sünen admı alıyor (Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Dârimî, Ibn Mâce ve diğerlerinin Sünen'len gibi). Yok, eğer sünen içeriğine ek olarak tarih, tefsir ve ahlâkı da içine alan daha geniş bir kapsam söz konusu ise, o zaman kitaba Cami' veya Sahih adı veriliyor. (Buhârî ve Müslim'in Sahîh'leri gibi.)
Yeniden Müsned'e dönelim. Ahmed b. Hanbel, eserinde şöyle bir sıralama benimsiyor: Önce Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenen on sahabi), sonra Ehli Beyt (Resûlullah'ın -sav- aile çevresi), sonra Abâdile (Dört Abdullah: Ibn Abbâs, İbn Mes'ûd, İbn Ömer, İbn Amr), sonra Müksirun (Çok hadis rivayet edenler: Ebû Hüreyre, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Enes b. Mâlik, Câbir b. Abdullah), sonra da yaşadıkları memleketlere göre sırasıyla Mekkeliler, Medîneliler, Şamlılar, Kûfeliler, Basralılar, Ensâr Müsnedi ve Hammlar Bölümü (Hz. Ayşe ve diğer hanım sahabiler).
Peygamberim Diyor ki'de ise, sahabilerin sıralanmasında 'alınan hadis sayısına' bakıldı. Bir istisna olarak -Ahmed b. Hanbel'in yaptığı gibi- Aşere-i Mübeşşere Müsnedi'ne en başta yer verildi. (Benimsenen yazım sistemi ve uygulanan yöntemler hakkında daha detaylı bilgiyi Kitabın Hikâyesi başlığı altında bulabilirsiniz.)
Niçin Müsned?
Müsned tarzı, karakter olarak, hayatın geneline dair bir hadis kültürü edinmeyi kolaylaştırır. Farklı farklı sahabiler kendi pencerelerinden önemli gördükleri ve akıllarında tuttukları bilgileri bizimle paylaşırlar. Gençlerle ilgili konuları gençlerin, ev halleriyle ilgili hadisleri hanımların, alışverişle alakalı detayları ticaretle uğraşmış olanların, cihada dair notları kahramanlığıyla meşhur sahabilerin veya onların çocuklarının daha çok rivayet etmeleri doğaldır. Fakat bir sahabinin Müsned'inden mesela on hadis alınmışsa, bunların hepsinin aynı alana ait olması gibi bir şart yoktur. Bilakis o on hadis, apayrı on konuyu aydınlatıyor olabilir.
Diyeceğim: Konu işlemeyi değil, hadis kültürü edinmeyi esas aldım. 'Ben konulu okumalara alışığım ama!' diyenler için (Konu Merkezleri, İlgili Hadisler vb.) kolaylaştırıcı faktörler üretsem de, doğrudan konu sıralaması yapmadım. Hatta bir sahabiden aldığım hadisler arasında hiçbir sıralama yapmadım. Sahabinin adını verip ardından hadisleri birer birer sunmakla yetindim.
İlk bakışta daldan dala atlamak ve dolayısıyla zihnen yorulmak gibi bir tablo oluşsa da, orijinal Müsned tarzını günümüze taşıması açısından bence olumlu bir diziliş oldu bu. (Lütfen benden sonra birisi çıkıp da şu kitabımı ele alıp konulara göre düzenlemeye çalışmasın!) Ve çok mutluyum; bu son diziliş, aynı surede birden fazla konuya değinen Kur'an-ı Kerim'in iç düzenine de hayli benzedi: En başta Aşere-i Mübeşşere Müsnedi var, giriş niyetine (Fatiha gibi). Sonra 200 hadislik en uzun bölüm, Ebû Hüreyre Müsnedi geliyor (Bakara gibi). Ve nihayet kalan bölümler en uzundan en kısaya doğru sıralanıyor (Diğer sureler gibi).
Müsned'in tarafımdan çalışma alanı olarak seçilmesi kesinlikle ideolojik bir tercih değildir. Olabilir, bazı Müslümanlar hadis ve fıkha dair görüşlerine bu kitabı referans alabilirler. Veya mezhep itibarıyla Hanbelîler İmam Ahmed b.Hanbel'e ve dolayısıyla temel eseri olan Müsned'e dayanabilirler. Ama gerek yazarı ve gerekse kitabın kendisi bizim için (bir Müslüman, hele hele hadisçi bir Müslüman olarak) vazgeçilmez değerini asla yitirmez.
Kimler İçin?
Peygamberim Diyor ki 'nin dili, ilköğretim mezunu ortalama bir Türkün rahatlıkla anlayabileceği ölçüde sade. Buna özellikle özen gösterdim. Çünkü on yıldır ülkenin dağında ovasında, köyünde kasabasında, ilçesinde büyük şehrinde, on yaştan yirmi yaşa kadar bütün yaş grubu ve sınıflarda öğretmenlik ve idarecilik yaptım. Dini kavramlar ve Arapça kökenli kelimeler konusunda toplumda yaşanan yabancılığı ve yaygın bilgisizliği üzülerek gördüm. Yine de kitap içinde rastlanan sözcük ve terimlerden anlaşılamayanlar tabi ki olacaktır.
Bu eser üç biçimde kolaylıkla okunabilecek tarzda tasarlanmıştır: Bireysel okumalar, sohbet okumaları, ders kitabı kullanımı. Her üç şekilde de gün/hafta/ders itibarıyla okunacak hadis sayısının önceden belirlenmesi yararlı olabilir. Hadisleri okuyup araştıran, üzerinde düşünen, ayet bağlantılarım mealli Kur'an-ı Kerim'den önceden inceleyen kişi, toplu okuma seansına daha hazırlıklı gelebilir.
Kitabın sonunda Ramazan ayı için bir aylık okuma planı önerisi yer alıyor. Fakat itiraf edeyim, bu bir aylık plan yoğunlaştırılmış bir plan. Sadece bir taslak mahiyetinde ve bence bir cilt/1010 hadis için ideal olan okuma/okutma süresi üç ay civarı.
Ayrıca kitabın dört ana bölümünden her biri için en sona deneme soruları ekledim. Toplamda 120'yi bulan kısa ve çoktan seçmeli bu sorularla, okuduğunuz hadisler hakkında aklınızda kalan bilgileri sınayabilirsiniz.
Bir de 'Ezberleme Modülü' var. Eseri ders kitabı olarak değerlendirmeyi düşünen eğitimciler başta olmak üzere, hadis ezberlemenin faydasını fark eden herkese hitap ediyor. Ellişer hadislik iki kategori halinde titizlikle seçilmiş toplam yüz nebevi ifade, meraklıların kalplerini ve zihinlerini aydınlatmayı bekliyor.
"Ahmetçiğim; hadiste ne okuyalım?" diyenler! "Abla kardeş hadis doktoru oldunuz; bizi sağlam hadislerle ne zaman buluşturacaksınız?" diyenler! "Yok mu, hiç olmayacak mı, adamakıllı, akıcı Türkçeyle kaleme alınmış bir hadis kitabı?" diyenler! Bu kitap sizin için!
Teşekkürler...
Kitabı Söğüt'te yazdım. Konya'nın dağlık 'derviş yatağı' Bozkır ilçesinin bana bir armağanı oldu bu kitap. Üç Ramazanımı ve aralarındaki net iki yılımı bu çalışmaya verdim. Hafızlığa adadığım iki yıldan sonra hayatımın en anlamlı, en dolu ikinci iki yılım, gecesiyle gündüzüyle Müsned hadisleriyle yaşadım.
Her şeyi elinde tutan, yaprak kımıldasa kesin haberi olan, 'kalpleri evirip çeviren' Rabbime şükrediyorum. Onun izni ve yönlendirmesiyle bana destek çıkanlara teşekkürlerimi sunuyorum. Dağın başında dizüstü masaüstü ne kadar bilgisayarı varsa hepsini hizmetime sunan oda arkadaşım, dostum, Fen Bilgisi Öğretmeni Aksekili Sayın Süleyman Uysal... 1010 hadisi seçtikten sonra sürpriz yapıp götürdüğüm, önerilerini ve dualarım aldığım Muhterem Hocam, Müsned Muhakkiki Üstad Şuayb el-Arnavut... O 'çok özel' Amman yolculuğunda bana Şam otobüslerinde yoldaşlık eden sevgili babam Doç. Dr. Abdullah Ürkmez... Kitabın son halini inceleyip değerlendirme nezaketinde bulunan akademisyen büyüklerim; Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu (Hadis), Doç. Dr. Huriye Martı (Hadis), Dr. Abdurrahim Kozalı (Fıkıh), Yrd. Doç. Dr. Vehbi Dereli (Tefsir) ve Öğr. Gör. Süleyman Sarı (Hadis)... Eserin okuyucuyla buluşmasına vesile olan İz Yayıncılık ve çok değerli editörü Sayın Hamdi Akyol... Ve nihayet, belki de en başta, evimi gülücükleriyle şenelten, bana yaşama sevinci veren ailem: Zehra, Mediha ve Yahya... Hepinizi çok seviyorum!
"Ölmeyen diriye güven. Onu yücelt ve an. O, kullarının günahlarını o kadar iyi biliyor ki!" (Furkân 25/58)
"Güldüren de o, ağlatan da o. Öldüren de o, yaşatan da o." (Necm 53/43-44)
"Beni yaratıp bana yol gösteren o. Beni yediren ve içiren o. Hastalandığımda beni iyileştiren o. Beni öldürüp sonra yeniden dirilten o. Hesap günü yanlışlarımı bağışlayacağını umduğum o. Rabbim! Bana hikmet ver! Ve beni sâlih insanların arasına kat!" (Şu'arâ 26/78-83)
Ahmed Ürkmez tarafından kaleme alınmış olan Peygamberim Diyor ki adlı kitap, Müsned içerisinden yapılmış bir hadis derlemesidir. Çeşitli kriterlere göre yapılmış bu tasnifatta, hadislerin kaynağı, rivayet eden hakkında bilgi, orjinal Arapçası, tercümesi ve hadiste anlatılmak istenen husus sarih bir dille kaleme alınmıştır. Hadis konusuna giriş mahiyetinde okunup gönül rahatlığıyla okutulabilecek bir eserdir.
ÖNSÖZ
"Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a şükürler olsun. Kâfirler hâlâ Rablerine alternatif arıyorlar!" (En'âm 6/1)
"Söyle: Allah'a şükürler ve seçtiği kullarına da selam olsun! Allah mı daha iyi yoksa onların ortak saydıkları şeyler mi?" (Nemi, 27/59)
"Söyle: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyacaksınız. Allah da sizi sevecek ve günahlarınızı bağışlayacak. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametli!" (Âl-i İmrân, 3/31)
Çok sevdiğimiz, ama bir türlü yeterince tanıyamadığımız Şefkat Elçisi'ne (sav) tercüman olmak... Onun 'nübüvvet nuruyla' parıldayan seçkin sözlerini sağlam kaynaklara dayanarak kitaplaştırmak... Bahtiyar ashabının dudaklarından dökülen yüzlerce hadisi satırlarda damla damla biriktirmek... Ve kargaşayla yaşanan hayatların ümide muhtaç sahiplerine bir avuç şifa, bir nefes huzur, bir buket çiçek olarak sunmak...
Bütün bunlar, önceleri benim için hayal olan; başarmaya yaklaştığımda ise "Bize bu yolları gösteren Allah'a şükürler olsun; eğer o bize yol göstermeseydi biz yolu nerede bulacaktık!" (A'râf 7/43) dememi sağlayan nimetlerdi. Ama seçme işleminden çeviri işlerine, kaynak gösterimlerinden açıklama notlarına kadar her detayını tek başıma üstlendiğim bu eser, belki de 'en son benim' olabilirdi.
On kişilik bir ekiple tam on yıl boyunca sabahtan akşama kadar Müsned çalışan bir âlim düşünün... Veya yazdığı kitabı yöneticilerin keyiflerine kurban etmediği için bayılana kadar dövülüp öldü diye yol kenarına atılıveren bir mezhep imamı... Yahut Mekke'de Medine'de başlayan yaşam serüvenlerini binlerce kilometre uzaklıkta, gönül verdikleri İslâm'ı ve birlikte ömür geçirdikleri Resûlullah'ı (sav) tanıtır ve anlatırken noktalayan fedakâr müminler...
'Çalışan âlim' Şuayb el-Arnavut'un, 'ilmine ihanet etmeyen mezhep imamı' Ahmed b. Hanbel'in ve Sevgili Peygamberimiz'den (sav) duyup öğrendiklerini sizinle paylaşmak için içeride bekleyen birbirinden seçkin 146 sahabinin eseridir bu kitap. 50 cilde sığmış toplam 27647 hadisten süzülüp gelen 1010 tanesinin buluştuğu berrak bir havuz...
Müsned nedir?
Müsned aslında sadece İmam Ahmed b. Hanbel'e (241/856) ait bir hadis kitabının adı değil. Hadis kitapları içinde bir yazım türünün adı Müsned. Bu bağlamda başka âlimlerin de Müsned adını taşıyan eserleri var. Tayâlisî (204/820), Bezzâr (292/905), Ebû Ya'lâ (307/920) ve Ebû Avâne'nin (316/928) müsnedleri bu türün önemli örnekleri.
Müsned tarzı kitaplarda, hadisler, sahabi adlarına göre diziliyor. Diyelim ki önce Hz. Ebubekir'in (ra) Peygamber Efendimizden (sav) aktardığı sözler, sonra Hz. Ömer'in (ra) aktardıkları, sonra Hz. Ayşe (ra), sonra Hz. Ebû Hüreyre (ra)... Böyle gidiyor. Kitapta yer alan sahabiler; memleketleri, yaşları, rivayet ettikleri hadis sayısı ve benzeri açılardan kendi içinde gruplanabiliyor.
Oysa konulara göre düzenlenmiş eserler böyle değil. Temizlik, abdest, namaz ve diğer ibadetlerden başlayarak giderek genişleyen bir konu yelpazesi var ve hadis-i şerifler detaylı alt başlıklarda gruplanıyor. Konuları hukuki ağırlıklı olursa kitap Sünen admı alıyor (Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, Dârimî, Ibn Mâce ve diğerlerinin Sünen'len gibi). Yok, eğer sünen içeriğine ek olarak tarih, tefsir ve ahlâkı da içine alan daha geniş bir kapsam söz konusu ise, o zaman kitaba Cami' veya Sahih adı veriliyor. (Buhârî ve Müslim'in Sahîh'leri gibi.)
Yeniden Müsned'e dönelim. Ahmed b. Hanbel, eserinde şöyle bir sıralama benimsiyor: Önce Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenen on sahabi), sonra Ehli Beyt (Resûlullah'ın -sav- aile çevresi), sonra Abâdile (Dört Abdullah: Ibn Abbâs, İbn Mes'ûd, İbn Ömer, İbn Amr), sonra Müksirun (Çok hadis rivayet edenler: Ebû Hüreyre, Ebû Sa'îd el-Hudrî, Enes b. Mâlik, Câbir b. Abdullah), sonra da yaşadıkları memleketlere göre sırasıyla Mekkeliler, Medîneliler, Şamlılar, Kûfeliler, Basralılar, Ensâr Müsnedi ve Hammlar Bölümü (Hz. Ayşe ve diğer hanım sahabiler).
Peygamberim Diyor ki'de ise, sahabilerin sıralanmasında 'alınan hadis sayısına' bakıldı. Bir istisna olarak -Ahmed b. Hanbel'in yaptığı gibi- Aşere-i Mübeşşere Müsnedi'ne en başta yer verildi. (Benimsenen yazım sistemi ve uygulanan yöntemler hakkında daha detaylı bilgiyi Kitabın Hikâyesi başlığı altında bulabilirsiniz.)
Niçin Müsned?
Müsned tarzı, karakter olarak, hayatın geneline dair bir hadis kültürü edinmeyi kolaylaştırır. Farklı farklı sahabiler kendi pencerelerinden önemli gördükleri ve akıllarında tuttukları bilgileri bizimle paylaşırlar. Gençlerle ilgili konuları gençlerin, ev halleriyle ilgili hadisleri hanımların, alışverişle alakalı detayları ticaretle uğraşmış olanların, cihada dair notları kahramanlığıyla meşhur sahabilerin veya onların çocuklarının daha çok rivayet etmeleri doğaldır. Fakat bir sahabinin Müsned'inden mesela on hadis alınmışsa, bunların hepsinin aynı alana ait olması gibi bir şart yoktur. Bilakis o on hadis, apayrı on konuyu aydınlatıyor olabilir.
Diyeceğim: Konu işlemeyi değil, hadis kültürü edinmeyi esas aldım. 'Ben konulu okumalara alışığım ama!' diyenler için (Konu Merkezleri, İlgili Hadisler vb.) kolaylaştırıcı faktörler üretsem de, doğrudan konu sıralaması yapmadım. Hatta bir sahabiden aldığım hadisler arasında hiçbir sıralama yapmadım. Sahabinin adını verip ardından hadisleri birer birer sunmakla yetindim.
İlk bakışta daldan dala atlamak ve dolayısıyla zihnen yorulmak gibi bir tablo oluşsa da, orijinal Müsned tarzını günümüze taşıması açısından bence olumlu bir diziliş oldu bu. (Lütfen benden sonra birisi çıkıp da şu kitabımı ele alıp konulara göre düzenlemeye çalışmasın!) Ve çok mutluyum; bu son diziliş, aynı surede birden fazla konuya değinen Kur'an-ı Kerim'in iç düzenine de hayli benzedi: En başta Aşere-i Mübeşşere Müsnedi var, giriş niyetine (Fatiha gibi). Sonra 200 hadislik en uzun bölüm, Ebû Hüreyre Müsnedi geliyor (Bakara gibi). Ve nihayet kalan bölümler en uzundan en kısaya doğru sıralanıyor (Diğer sureler gibi).
Müsned'in tarafımdan çalışma alanı olarak seçilmesi kesinlikle ideolojik bir tercih değildir. Olabilir, bazı Müslümanlar hadis ve fıkha dair görüşlerine bu kitabı referans alabilirler. Veya mezhep itibarıyla Hanbelîler İmam Ahmed b.Hanbel'e ve dolayısıyla temel eseri olan Müsned'e dayanabilirler. Ama gerek yazarı ve gerekse kitabın kendisi bizim için (bir Müslüman, hele hele hadisçi bir Müslüman olarak) vazgeçilmez değerini asla yitirmez.
Kimler İçin?
Peygamberim Diyor ki 'nin dili, ilköğretim mezunu ortalama bir Türkün rahatlıkla anlayabileceği ölçüde sade. Buna özellikle özen gösterdim. Çünkü on yıldır ülkenin dağında ovasında, köyünde kasabasında, ilçesinde büyük şehrinde, on yaştan yirmi yaşa kadar bütün yaş grubu ve sınıflarda öğretmenlik ve idarecilik yaptım. Dini kavramlar ve Arapça kökenli kelimeler konusunda toplumda yaşanan yabancılığı ve yaygın bilgisizliği üzülerek gördüm. Yine de kitap içinde rastlanan sözcük ve terimlerden anlaşılamayanlar tabi ki olacaktır.
Bu eser üç biçimde kolaylıkla okunabilecek tarzda tasarlanmıştır: Bireysel okumalar, sohbet okumaları, ders kitabı kullanımı. Her üç şekilde de gün/hafta/ders itibarıyla okunacak hadis sayısının önceden belirlenmesi yararlı olabilir. Hadisleri okuyup araştıran, üzerinde düşünen, ayet bağlantılarım mealli Kur'an-ı Kerim'den önceden inceleyen kişi, toplu okuma seansına daha hazırlıklı gelebilir.
Kitabın sonunda Ramazan ayı için bir aylık okuma planı önerisi yer alıyor. Fakat itiraf edeyim, bu bir aylık plan yoğunlaştırılmış bir plan. Sadece bir taslak mahiyetinde ve bence bir cilt/1010 hadis için ideal olan okuma/okutma süresi üç ay civarı.
Ayrıca kitabın dört ana bölümünden her biri için en sona deneme soruları ekledim. Toplamda 120'yi bulan kısa ve çoktan seçmeli bu sorularla, okuduğunuz hadisler hakkında aklınızda kalan bilgileri sınayabilirsiniz.
Bir de 'Ezberleme Modülü' var. Eseri ders kitabı olarak değerlendirmeyi düşünen eğitimciler başta olmak üzere, hadis ezberlemenin faydasını fark eden herkese hitap ediyor. Ellişer hadislik iki kategori halinde titizlikle seçilmiş toplam yüz nebevi ifade, meraklıların kalplerini ve zihinlerini aydınlatmayı bekliyor.
"Ahmetçiğim; hadiste ne okuyalım?" diyenler! "Abla kardeş hadis doktoru oldunuz; bizi sağlam hadislerle ne zaman buluşturacaksınız?" diyenler! "Yok mu, hiç olmayacak mı, adamakıllı, akıcı Türkçeyle kaleme alınmış bir hadis kitabı?" diyenler! Bu kitap sizin için!
Teşekkürler...
Kitabı Söğüt'te yazdım. Konya'nın dağlık 'derviş yatağı' Bozkır ilçesinin bana bir armağanı oldu bu kitap. Üç Ramazanımı ve aralarındaki net iki yılımı bu çalışmaya verdim. Hafızlığa adadığım iki yıldan sonra hayatımın en anlamlı, en dolu ikinci iki yılım, gecesiyle gündüzüyle Müsned hadisleriyle yaşadım.
Her şeyi elinde tutan, yaprak kımıldasa kesin haberi olan, 'kalpleri evirip çeviren' Rabbime şükrediyorum. Onun izni ve yönlendirmesiyle bana destek çıkanlara teşekkürlerimi sunuyorum. Dağın başında dizüstü masaüstü ne kadar bilgisayarı varsa hepsini hizmetime sunan oda arkadaşım, dostum, Fen Bilgisi Öğretmeni Aksekili Sayın Süleyman Uysal... 1010 hadisi seçtikten sonra sürpriz yapıp götürdüğüm, önerilerini ve dualarım aldığım Muhterem Hocam, Müsned Muhakkiki Üstad Şuayb el-Arnavut... O 'çok özel' Amman yolculuğunda bana Şam otobüslerinde yoldaşlık eden sevgili babam Doç. Dr. Abdullah Ürkmez... Kitabın son halini inceleyip değerlendirme nezaketinde bulunan akademisyen büyüklerim; Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu (Hadis), Doç. Dr. Huriye Martı (Hadis), Dr. Abdurrahim Kozalı (Fıkıh), Yrd. Doç. Dr. Vehbi Dereli (Tefsir) ve Öğr. Gör. Süleyman Sarı (Hadis)... Eserin okuyucuyla buluşmasına vesile olan İz Yayıncılık ve çok değerli editörü Sayın Hamdi Akyol... Ve nihayet, belki de en başta, evimi gülücükleriyle şenelten, bana yaşama sevinci veren ailem: Zehra, Mediha ve Yahya... Hepinizi çok seviyorum!
"Ölmeyen diriye güven. Onu yücelt ve an. O, kullarının günahlarını o kadar iyi biliyor ki!" (Furkân 25/58)
"Güldüren de o, ağlatan da o. Öldüren de o, yaşatan da o." (Necm 53/43-44)
"Beni yaratıp bana yol gösteren o. Beni yediren ve içiren o. Hastalandığımda beni iyileştiren o. Beni öldürüp sonra yeniden dirilten o. Hesap günü yanlışlarımı bağışlayacağını umduğum o. Rabbim! Bana hikmet ver! Ve beni sâlih insanların arasına kat!" (Şu'arâ 26/78-83)
Dr. Ahmed Ürkmez
15 Ağustos 2010 Meram/Konya
Sunuş
Üstad Şuayb el-Arnavut
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Âlemlerin Rabbi Allah'a şükürler olsun. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e, bütün ailesine ve arkadaşlarına Allah her türlü iyiliği versin.
Evet; yıllar önceydi. Ahmed Hoca kardeşimiz, ablası Huriye ile birlikte Amman'a benim yanıma gelmişti. Arap Dili'ni detaylarıyla tanımak ve en doğru biçimde anlayabilmek amacıyla Üniversite'de araştırma yapacaklardı. Böylelikle Arapça yazılmış İslâmî eserleri doğrudan kaynak olarak kullanabilecek, bu eserlerin içeriklerini ve metinlerini Türk Dili'ne çevirebileceklerdi. Anadili Türkçe olan bireyler de bu ikilinin yaptığı çalışmalar sayesinde nice gerçekliklere vâkıf olacaklardı.
Amman'da bir yıl geçirdikten sonra eğitimlerine Konya'da devam ettiler. Her ikisi de hadisi şerif alanında doktor unvanını elde ettiler. Bu arada biz de Ahmed b. Hanbel'in Müsned adlı eserini elli cilt halinde yayınlamış olduk. Kitap gerek CD ortamında gerekse basılı haliyle kendilerine ulaştı ve ikisi de okumaya başladılar.
Ahmed bu eserden yeterince faydalanmak istedi. Kitabı baştan sona okudu ve içinden bir miktar hadisi, neredeyse bini aşkın hadisi seçti. Bu hadislerin ortak noktası, ahlâkla ve gündelik uygulamalarla ilgili Peygamber öğretilerini içermeleriydi. Ahmed'in bu çalışmayı yapmaktaki amacı ise, Peygamberimizden (sav) gelen bu ölümsüz öğütlere göre Müslümanların hayatlarını düzenlemeleriydi.
Söz konusu seçme işlemini yaparken Müsned'de yer alan sahih hadisleri esas aldı. Ayrıca sened de vermedi; hadisin sadece metnini verip bizim baskıdaki numaraya göndermede bulundu. Detaylı bilgi edinmek isteyen öğretmen ya da öğrencinin oraya başvurup bizim geniş açıklamalarımızdan bilgi almasını amaçladı.
Ahmed'in çalışması gerçekten iyi. Çünkü her şeyden önce Peygamberimizin (sav) rehberliğiyle birebir ilgili. Alemlerin Yüce Rabbi Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki:
"Peygambere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa 4/80)
"Peygamber size neyi verirse onu alın; neyden de uzak durmanızı isterse uzak durun." (Haşr 59/7)
"Hayır; Rabbin şahit, aralarında patlak veren olaylarda senin hakem yapmadıkça, sonra verdiğin karan gönül rahatlığıyla benimseyip tam anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar." (Nisa 4/65)
İşte bunun için, usûl âlimleri bir İslam Hukukçusunun karar verirken ve bu kararını gerekçelendirirken başvuracağı kaynaklar söz konusu olduğunda diyorlar ki: İlk sırada Kur'an-ı Kerim gelir; sonra sünnet, sonra icmâ, somada kıyâs. Demek ki sünnet, Kur'an-ı Kerim'in ardından ikinci sırada gelir.
Sünnet kesin bir delildir; konumu ne olursa olsun, hiç kimse bunu inkâr edemez. Sonuçta biz Kur'an-ı Kerim'deki genel, kayıtsız veya kapalı bazı hükümleri Rasulullah'ın (sav) açıklaması olmadan tam anlamıyla tanıyamayız.
Bir örnek verecek olursak: Alemlerin Rabbi "Namazı kılın, zekâtı verin"
(Bakara 2/110) buyuruyor. Kur'an-ı Kerim ise namazın nasıl kılınacağım açıklamıyor. İşte Peygamberimiz (sav) geliyor ve hadis-i şerifleriyle bunları ortaya koyuyor: Namazlar kaçar rekâttır, namazların vakitleri nelerdir, namazda okunan dualar nelerdir, hepsini açıklıyor. Bütün bunlar, Peygamberimizin (sav) yaptığı açıklamalar. Çünkü Peygamberimiz (sav) kendiliğinden değil, Allah tarafından görevlendirildi. Nitekim Kur'an-ı Kerim ne buyuruyor:
"İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da üzerinde düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik." (Nahl 16/44)
İşte Ahmed, Müslüman Türk halkına bu mübarek peygamber sözlerinden hoş bir demet sunmak istedi; sağlamlığından emin olduğu, önce tercüme edip sonra da içindeki nebevî öğretileri açıklayacağı hoş bir demet. Bu çerçevede elbette hadislerin fıkıhla ilgili mesajlarından yararlanılacak; ama fıkıh dışındaki yönlerinden de yararlanılacak. Peygamberimizin (sav) yaşamıyla ilgili, ahlakıyla, iletişimiyle ilgili, tarihle ve daha pek çok alanla ilgili sonuçlar çıkarılacak. Onun buradaki temel amacı, insanlara gerçekleri sunabilmek; bu gerçeklerin gereğini yapmalarını, üzerinde düşünmelerini, Peygamberimizin (sav) ahlâkından ve güzel iletişim tarzından nasiplerini almalarım sağlayabilmek. Bir de Allah'ın kendisi üzerindeki hakkına karşılık verebilmek. Yani Allah ona nasıl öğrettiyse, onu nasıl yetiştirdiyse, ona nasıl seçkin bir ilmî hayat ortamı hazırladıysa, onun da biriktirdiği bu bilgileri insanlarla paylaşması gerekiyor. Sonuçta böyle bir paylaşımın ardından insanlar dünya hayatlarında mutluluğu yakalayabiliyor, ahiret hayatlarında ise Allah'ın önünde sorumluluktan kurtulabiliyorlar.
Allah'tan, onun adımlarını sağlamlaştırmasını ve ilerletmesini diliyoruz. Mevlâ'dan niyazımız, yararlı kitapları okuyup özetleyip İslam'ı gerçek anlamda yaşamaya sevdalı bu Müslüman halka sunma işini ona sevdirmesidir. Yine Allah'tan dileğimiz, Türkiye'yi o önceki haline döndürmesidir; beş yüz yıl boyunca İslâm âlemini yöneten pırıl pırıl, erdem timsali Osmanlı padişahlarının günlerindeki haline. Müslümanların üst düzey bir hayat yaşadıkları, Allah'tan başka hiç kimseye karşı boyunlarının bükülmediği o günlerdeki haline...
Ben çok iyimserim. Türk halkı Allah'ın izniyle çok yakında yeniden o eski mutluluğuna kavuşacaktır. Bu halkın içinden tertemiz, olgun gençler çıkacak, İslâm'ın topraklarından asla uzaklaşmayacağını, hayatlarının son anına kadar hep yanlarında ve içlerinde kalacağını bütün insanlığa göstereceklerdir.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi sizinle olsun.
6 Ağustos 2009 Perşembe Amman-Ürdün
Sunuş
Prof. Dr. Ali Osman KOÇKUZU
(Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Bilim Dalı Emekli Başkanı)
TEŞVİK VE TEBRİK NİYETİYLE
Muhterem okuyucularımızın ellerindeki bu Müsned intihabı, yani seçilmiş hadisler kitabı, bizi yıllar öncesine kadar götürdü. Hadis ilminin ana kitapları yavaş yavaş tercümeye başlanmış idi. Merhum hocamız Profesör Muhammed Hamîdullah Bey, bu hareketi pek uygun bulmuyordu. O diyordu ki:
"Buhârî'nin veya başka büyük hadisçilerin eserlerini tercüme ile millete arz yerine, o eserlerden yeni yeni, küçük hacimli, ihtiyaca cevap verecek telif eserler yapılsın, onlar yayınlansın. Bu ana eserler doğrudan millete arz edilirse, bir takım müşkilât doğabilir."
Tam kelimeleri ile arz edemediğimiz bu görüşü ile hoca, dini ilimler okuyamayanlara, bu tür eserlerden istifade için yardım edilmesi gereğine işaret ediyordu. Bu hareket devam etti; bütün ana eserler açıklamasız veya açıklamalı bir şekilde Türkçeye çevrildi. Aradan otuz yıl da geçti. Ancak binlerce kişi üzerinde, böylesi eserleri okudukları için, ne gibi bir sonuç hâsıl oldu, tereddütler belirdi mi, istifade hangi yönlerden oldu gibi konularda ilmî bir araştırma veya bir anket yapılmadı; yapıldıysa da böyle bir çalışmadan bizim haberimiz olmadı.
İşte Dr. Ürkmez, ciddi bir emek harcayarak, gurbette ve evinde, feyizli Ramazan gün ve gecelerinde, elinizdeki kitabı ortaya koymaya gayret etti. Allah onun için kulluk vesilesi kılsın ve çalışmalarının ardı gelsin. Teşvik ve tebrik, aynı zamanda tasvip manasını taşır. Bu eser bir kul ve bir insan eseridir. Tespit edemediğimiz hataları olabilir. Ama bile bile kasıtlı yapılmış yanlışları yok. Tercih farkları olabilir. Size göre, bana göre tercüme şöyle de olabilirdi. Şu fikrine katılmayabiliriz. Bunlar pek az veya önemsizdir. Eser titiz bir tarzda hazırlanmış, ilmî sorumluluk gözetilmiştir.
Eseri, Ahmed Bey'in hesaplarım alt üst eden bir çabuklukta okumam gerekti. Bir haftamız vardı. Güzel de oldu. Ama okuyucuya öngörülen ve tavsiye edilen hızlar içinde bu bir haftalık uygulama örneği yok. Bunun da iyi bir yanı oldu. Yoğun olarak eserin üzerinde düşünme ve ondan yararlanma imkânı bulduk.
Vaktiyle Riyâzü's-Sâlihîn ilk kez Diyanet tarafından tercüme edilmiş idi. Onu, baş altı kitabı yaparak, yıllarca okuyan yakınlarımız oldu. Bu kişiler bir müşkil olduğu zaman şöyle soru sorarlardı:
"Falan konuda dinimizin görüşü ve emri nedir? Gerçi ben Riyâzü's-Sâlihîn'de şöyle şöyle okudum, ama doğrusunu siz bilirsiniz."
İşte bu soruyu ve ek bilgiyi, o yakınımızın sünnet ve hadisten bir eserle uzun yıllar beraber ve hemhal olması doğurmuştur. Hayatın her safhasına ait, onda Asr-ı Saadet'ten bir ışık hâsıl olmuştu. Aynı zamanda, âlimlerin sahip olduğu 'bilmediği hususların araştırılması' edebi de onda mevcut idi. Sünnet neşriyâtı okumak, âlimlerin fikrini öğrenerek ahkâmda destek almak, kişide pek çok bilgi, hassasiyet, kulluk ve incelik hâsıl etmektedir.
Gelelim, Buhârî'den Buhârîler, Ahmed b. Hanbel'den ihtiyacı giderecek yeni eserler çıkarma meselesine: Elbette Hamîdullah Hocamızın bu sözü doğru idi. Günün tekniğini de kullanarak, nebevî tatbikatı, sünen-i seniyyeyi müminlere arz, çok önemlidir. Bu, fıkha bir alt yapı ve ahlâk, zühd ve kulluğa hazırlık demektir. Ahmed'in yaptığı, bana göre daha modern bir çalışma. Ben bu tarzda, yani lokmaları okuyucuya bölen, onları güzelce çiğnenecek hale getiren, hoş bir tertiple sunan, teknolojiye ve bilgisayara yönlendiren, etraflı ve geniş katılımlı, adeta fizik ve kimya sinyalleri ve denklemleriyle dolu bir yayın görmedim.
Ahmed'lere takılırdım: "Anadan babadan burslusunuz... Sizin durumunuz iyi..." Ama kitaptaki bir cümle beni dilhûn etti, yaraladı: İş yerinde çalışırken, Konya soğuğunda ellerin belirli bölümlerinin dönüvermesi.
Ailenin terbiye anlayışında "Kendi bir şeyler yapsın!" fikri olabilir. Ama bu da herkese göre değil. Çelimsiz bir delikanlı, eşi bulunmayan Konya soğuğu, ayaz su, ellerin donması veya Konya tabiri ile 'ellerin buyması'. Eh, hepsi ecirle karşılanır kulluk olsun inşallah. Bu sözlerimizi okuyan Konyalılardan bazılarının şöyle dedikleri de düşünülebilir; onu kabul de bize bir teşviktir: "Yaaa aslan hocam! Millet ne çekiyor, bilin bakalım!"
Sunuş
Doç. Dr. Huriye MARTI
(Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
Resûl-i Ekrem Efendimizin (sav) risaletiyle, o güne kadar taşıdıkları zihniyeti sorgulamak ve yeni bir dünya görüşü inşa etmek durumunda kalan ashâb-ı kiram açısından bakıldığında, hadislerin "hayat içinde hayat kuran" gücü inanılmazdır. Allah'ın elçisi olduğuna iman ettikleri bir insanın dilinden dökülen her cümle, önceyle mukayese edilen, şimdiyi yaşatan ve yarını inşa eden bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla Peygamber Efendimizden (sav) işiterek, görerek ya da birbirlerine ondan naklederek öğrendikleri sünnet, Kur'an vahyi ile eşzamanlı biçimde hayatın merkezine yerleşmiş durumdadır.
Allah Resulü'nün (sav) hayatta olduğu dönemde hadisi, salt bir ilim ya da salt bir bilgi değil, daha ziyade "hayat tecrübesi" olarak görmek gerekir. Zira bu eserde kendilerinden derlenen rivayetleri bulacağınız sahabe açısından hadis, genel itibarıyla, duyduklarında doğruluğunu araştırma ya da inanıp inanmama tereddüdünü pek yaşamadıkları bir olgudur. İslâm'ı kabul ederek yaşamlarına çizdikleri yeni rotayı her gün tazeleyen, zenginleştiren, olgunlaştıran niteliğiyle hadis, her anıyla hayatın içindedir; kendine özgü ve hayattan kopuk bir dünyası yoktur. Hatta denilebilir ki hadis, topluma yeni bir dünya açmaktadır. Düzelten, fıtrata aykırılıkları temizleyen, eğiten ve fıtrata uygunu inşa eden bu yeni dünyada nefes almaya başlayan ashâb-ı kiram için hadis ile hayat arasında bir mesafe, bir ayrılık ve bir aykırılıktan bahsetmek mümkün görünmemektedir.
Bollukta da darlıkta da, sevinçte de hüzünde de Allah Resûlü'nü (sav) yalnız bırakmayan vahyin ilk muhatapları, hayatının her diliminde onu dinleyen, izleyen, ona soran, danışan, onunla konuşan, tartışan, gülüşen, ağlaşan halleriyle, şaşırtıcı bir bütün oluşturmuştur. Bu noktadan bakıldığında sünnetin her yeni günü yeniden yoğuran yapısıyla güven içinde yaşayan sahabe için Peygamber Efendimizin (sav) yokluğunun ciddi bir imtihan olduğu aşikârdır. Onun bıraktığı mirası sadece kendi nesillerine değil, fethettikleri toprakların insanlarına da aslını kaybetmemiş biçimde taşıma sorumluluğu, ashâb için şerefli ama yorucu bir sürece işaret etmektedir.
Sahabe dönemiyle başlayan siyasî, sosyal ve kültürel değişim zamanla ilk tecrübeden uzaklaşmayı beraberinde getirirken, yeni soru(n)ları kaçınılmaz kılmıştır. Sahâbe-i kiramın dar alanda kurulmuş iletişim tarzını, geniş topraklarda kalabalık halklardan beklemek gerçekçi olmayacaktır. İnsanların sayısı arttıkça, algı ve ilişki biçimleri de çeşitlenmiş, sahabe dönemine ait değerler değişime uğramıştır. Ashabın "Biz Resûlullah (sav) zamanında şöyle yapardık, oysa şimdi..." diye başlayan cümleleri, değişimin şahitleridir. "Fitne" adı alanda buluşabilecek bir dizi olumsuz gelişme, hadis-hayat bağını gözden geçirmeyi ve yeniden kurgulamayı gerekli hale getirirken, insanlar hadisin neliğini sormaya, kaynağım sorgulamaya, anlamım tartışmaya başlamış; kısacası artık hadis saf "Peygamber sözü" olmaktan çıkarak, sübutunun araştırılması icap eden bir "bilgi cümlesi" karakterine bürünmüştür.
Diğer taraftan, itikadî ve fıkhî bakımdan farklı söylemlerin etkisi altında bocalayan halk kitleleri nezdinde hadisin değeri hiçbir zaman eksilmemiş, ancak sosyal dokuda yaşanan değişiklikler karşısında hadisle yaşadıkları hayat arasında güçlü bir bağ kurmakta zorlanan bu insanlar, kendilerine yardımcı olacak muhaddis, fakih, vaiz gibi köprü insanlara ihtiyaç duymaya başlamıştır. Sonuçta idealler, değer yargıları, zevkler, alışkanlıklar, kelime ve kavramlar hatta diller değişmiş, ancak kıyamete kadar bütün yeryüzü halkı için geçerliği olduğuna iman edilen hadisler ve sünnetler yaşandığı günün gerçekleriyle iç içe kalmıştır. Onları yeni hayatlara taşımak, hadisin hayat kuran günlerinin ardından, bu sefer hayat içinde hadislere yer açmak ulemanın görevi olacaktır. Dolayısıyla artık Resûl-i Ekrem (sav) döneminde görülmemiş biçimde, hem hadisin hem de Müslüman'ın sahihinin aranmaya başlandığını söylemek mümkündür.
Öncelikle hadis ilmi ile meşgul olan ilim adamlarından beklenen, zamana ve mekâna bağlı olarak hadisler ile aramızda oluşan boşluğu gidermede köprü vazifesi görmeleridir. Bu sayede hayatın pratikleri sünnet ile buluşacak, o güne özel meseleler hadislerle birlikte yeniden düşünülecek ve sünnetin hayata yön veren gücü bir kez daha tecrübe edilecektir. İşte elinizdeki kitap, böyle bir ilim adamı tarafından böyle bir maksatla kaleme alındığı için son derece kıymetlidir.
Bu eserin hayatla buluşma serüvenini adım adım izleme imkânı bulmuş olmak, onu
15 Ağustos 2010 Meram/Konya
Sunuş
Üstad Şuayb el-Arnavut
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Âlemlerin Rabbi Allah'a şükürler olsun. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e, bütün ailesine ve arkadaşlarına Allah her türlü iyiliği versin.
Evet; yıllar önceydi. Ahmed Hoca kardeşimiz, ablası Huriye ile birlikte Amman'a benim yanıma gelmişti. Arap Dili'ni detaylarıyla tanımak ve en doğru biçimde anlayabilmek amacıyla Üniversite'de araştırma yapacaklardı. Böylelikle Arapça yazılmış İslâmî eserleri doğrudan kaynak olarak kullanabilecek, bu eserlerin içeriklerini ve metinlerini Türk Dili'ne çevirebileceklerdi. Anadili Türkçe olan bireyler de bu ikilinin yaptığı çalışmalar sayesinde nice gerçekliklere vâkıf olacaklardı.
Amman'da bir yıl geçirdikten sonra eğitimlerine Konya'da devam ettiler. Her ikisi de hadisi şerif alanında doktor unvanını elde ettiler. Bu arada biz de Ahmed b. Hanbel'in Müsned adlı eserini elli cilt halinde yayınlamış olduk. Kitap gerek CD ortamında gerekse basılı haliyle kendilerine ulaştı ve ikisi de okumaya başladılar.
Ahmed bu eserden yeterince faydalanmak istedi. Kitabı baştan sona okudu ve içinden bir miktar hadisi, neredeyse bini aşkın hadisi seçti. Bu hadislerin ortak noktası, ahlâkla ve gündelik uygulamalarla ilgili Peygamber öğretilerini içermeleriydi. Ahmed'in bu çalışmayı yapmaktaki amacı ise, Peygamberimizden (sav) gelen bu ölümsüz öğütlere göre Müslümanların hayatlarını düzenlemeleriydi.
Söz konusu seçme işlemini yaparken Müsned'de yer alan sahih hadisleri esas aldı. Ayrıca sened de vermedi; hadisin sadece metnini verip bizim baskıdaki numaraya göndermede bulundu. Detaylı bilgi edinmek isteyen öğretmen ya da öğrencinin oraya başvurup bizim geniş açıklamalarımızdan bilgi almasını amaçladı.
Ahmed'in çalışması gerçekten iyi. Çünkü her şeyden önce Peygamberimizin (sav) rehberliğiyle birebir ilgili. Alemlerin Yüce Rabbi Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki:
"Peygambere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisa 4/80)
"Peygamber size neyi verirse onu alın; neyden de uzak durmanızı isterse uzak durun." (Haşr 59/7)
"Hayır; Rabbin şahit, aralarında patlak veren olaylarda senin hakem yapmadıkça, sonra verdiğin karan gönül rahatlığıyla benimseyip tam anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar." (Nisa 4/65)
İşte bunun için, usûl âlimleri bir İslam Hukukçusunun karar verirken ve bu kararını gerekçelendirirken başvuracağı kaynaklar söz konusu olduğunda diyorlar ki: İlk sırada Kur'an-ı Kerim gelir; sonra sünnet, sonra icmâ, somada kıyâs. Demek ki sünnet, Kur'an-ı Kerim'in ardından ikinci sırada gelir.
Sünnet kesin bir delildir; konumu ne olursa olsun, hiç kimse bunu inkâr edemez. Sonuçta biz Kur'an-ı Kerim'deki genel, kayıtsız veya kapalı bazı hükümleri Rasulullah'ın (sav) açıklaması olmadan tam anlamıyla tanıyamayız.
Bir örnek verecek olursak: Alemlerin Rabbi "Namazı kılın, zekâtı verin"
(Bakara 2/110) buyuruyor. Kur'an-ı Kerim ise namazın nasıl kılınacağım açıklamıyor. İşte Peygamberimiz (sav) geliyor ve hadis-i şerifleriyle bunları ortaya koyuyor: Namazlar kaçar rekâttır, namazların vakitleri nelerdir, namazda okunan dualar nelerdir, hepsini açıklıyor. Bütün bunlar, Peygamberimizin (sav) yaptığı açıklamalar. Çünkü Peygamberimiz (sav) kendiliğinden değil, Allah tarafından görevlendirildi. Nitekim Kur'an-ı Kerim ne buyuruyor:
"İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da üzerinde düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik." (Nahl 16/44)
İşte Ahmed, Müslüman Türk halkına bu mübarek peygamber sözlerinden hoş bir demet sunmak istedi; sağlamlığından emin olduğu, önce tercüme edip sonra da içindeki nebevî öğretileri açıklayacağı hoş bir demet. Bu çerçevede elbette hadislerin fıkıhla ilgili mesajlarından yararlanılacak; ama fıkıh dışındaki yönlerinden de yararlanılacak. Peygamberimizin (sav) yaşamıyla ilgili, ahlakıyla, iletişimiyle ilgili, tarihle ve daha pek çok alanla ilgili sonuçlar çıkarılacak. Onun buradaki temel amacı, insanlara gerçekleri sunabilmek; bu gerçeklerin gereğini yapmalarını, üzerinde düşünmelerini, Peygamberimizin (sav) ahlâkından ve güzel iletişim tarzından nasiplerini almalarım sağlayabilmek. Bir de Allah'ın kendisi üzerindeki hakkına karşılık verebilmek. Yani Allah ona nasıl öğrettiyse, onu nasıl yetiştirdiyse, ona nasıl seçkin bir ilmî hayat ortamı hazırladıysa, onun da biriktirdiği bu bilgileri insanlarla paylaşması gerekiyor. Sonuçta böyle bir paylaşımın ardından insanlar dünya hayatlarında mutluluğu yakalayabiliyor, ahiret hayatlarında ise Allah'ın önünde sorumluluktan kurtulabiliyorlar.
Allah'tan, onun adımlarını sağlamlaştırmasını ve ilerletmesini diliyoruz. Mevlâ'dan niyazımız, yararlı kitapları okuyup özetleyip İslam'ı gerçek anlamda yaşamaya sevdalı bu Müslüman halka sunma işini ona sevdirmesidir. Yine Allah'tan dileğimiz, Türkiye'yi o önceki haline döndürmesidir; beş yüz yıl boyunca İslâm âlemini yöneten pırıl pırıl, erdem timsali Osmanlı padişahlarının günlerindeki haline. Müslümanların üst düzey bir hayat yaşadıkları, Allah'tan başka hiç kimseye karşı boyunlarının bükülmediği o günlerdeki haline...
Ben çok iyimserim. Türk halkı Allah'ın izniyle çok yakında yeniden o eski mutluluğuna kavuşacaktır. Bu halkın içinden tertemiz, olgun gençler çıkacak, İslâm'ın topraklarından asla uzaklaşmayacağını, hayatlarının son anına kadar hep yanlarında ve içlerinde kalacağını bütün insanlığa göstereceklerdir.
Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi sizinle olsun.
6 Ağustos 2009 Perşembe Amman-Ürdün
Sunuş
Prof. Dr. Ali Osman KOÇKUZU
(Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Bilim Dalı Emekli Başkanı)
TEŞVİK VE TEBRİK NİYETİYLE
Muhterem okuyucularımızın ellerindeki bu Müsned intihabı, yani seçilmiş hadisler kitabı, bizi yıllar öncesine kadar götürdü. Hadis ilminin ana kitapları yavaş yavaş tercümeye başlanmış idi. Merhum hocamız Profesör Muhammed Hamîdullah Bey, bu hareketi pek uygun bulmuyordu. O diyordu ki:
"Buhârî'nin veya başka büyük hadisçilerin eserlerini tercüme ile millete arz yerine, o eserlerden yeni yeni, küçük hacimli, ihtiyaca cevap verecek telif eserler yapılsın, onlar yayınlansın. Bu ana eserler doğrudan millete arz edilirse, bir takım müşkilât doğabilir."
Tam kelimeleri ile arz edemediğimiz bu görüşü ile hoca, dini ilimler okuyamayanlara, bu tür eserlerden istifade için yardım edilmesi gereğine işaret ediyordu. Bu hareket devam etti; bütün ana eserler açıklamasız veya açıklamalı bir şekilde Türkçeye çevrildi. Aradan otuz yıl da geçti. Ancak binlerce kişi üzerinde, böylesi eserleri okudukları için, ne gibi bir sonuç hâsıl oldu, tereddütler belirdi mi, istifade hangi yönlerden oldu gibi konularda ilmî bir araştırma veya bir anket yapılmadı; yapıldıysa da böyle bir çalışmadan bizim haberimiz olmadı.
İşte Dr. Ürkmez, ciddi bir emek harcayarak, gurbette ve evinde, feyizli Ramazan gün ve gecelerinde, elinizdeki kitabı ortaya koymaya gayret etti. Allah onun için kulluk vesilesi kılsın ve çalışmalarının ardı gelsin. Teşvik ve tebrik, aynı zamanda tasvip manasını taşır. Bu eser bir kul ve bir insan eseridir. Tespit edemediğimiz hataları olabilir. Ama bile bile kasıtlı yapılmış yanlışları yok. Tercih farkları olabilir. Size göre, bana göre tercüme şöyle de olabilirdi. Şu fikrine katılmayabiliriz. Bunlar pek az veya önemsizdir. Eser titiz bir tarzda hazırlanmış, ilmî sorumluluk gözetilmiştir.
Eseri, Ahmed Bey'in hesaplarım alt üst eden bir çabuklukta okumam gerekti. Bir haftamız vardı. Güzel de oldu. Ama okuyucuya öngörülen ve tavsiye edilen hızlar içinde bu bir haftalık uygulama örneği yok. Bunun da iyi bir yanı oldu. Yoğun olarak eserin üzerinde düşünme ve ondan yararlanma imkânı bulduk.
Vaktiyle Riyâzü's-Sâlihîn ilk kez Diyanet tarafından tercüme edilmiş idi. Onu, baş altı kitabı yaparak, yıllarca okuyan yakınlarımız oldu. Bu kişiler bir müşkil olduğu zaman şöyle soru sorarlardı:
"Falan konuda dinimizin görüşü ve emri nedir? Gerçi ben Riyâzü's-Sâlihîn'de şöyle şöyle okudum, ama doğrusunu siz bilirsiniz."
İşte bu soruyu ve ek bilgiyi, o yakınımızın sünnet ve hadisten bir eserle uzun yıllar beraber ve hemhal olması doğurmuştur. Hayatın her safhasına ait, onda Asr-ı Saadet'ten bir ışık hâsıl olmuştu. Aynı zamanda, âlimlerin sahip olduğu 'bilmediği hususların araştırılması' edebi de onda mevcut idi. Sünnet neşriyâtı okumak, âlimlerin fikrini öğrenerek ahkâmda destek almak, kişide pek çok bilgi, hassasiyet, kulluk ve incelik hâsıl etmektedir.
Gelelim, Buhârî'den Buhârîler, Ahmed b. Hanbel'den ihtiyacı giderecek yeni eserler çıkarma meselesine: Elbette Hamîdullah Hocamızın bu sözü doğru idi. Günün tekniğini de kullanarak, nebevî tatbikatı, sünen-i seniyyeyi müminlere arz, çok önemlidir. Bu, fıkha bir alt yapı ve ahlâk, zühd ve kulluğa hazırlık demektir. Ahmed'in yaptığı, bana göre daha modern bir çalışma. Ben bu tarzda, yani lokmaları okuyucuya bölen, onları güzelce çiğnenecek hale getiren, hoş bir tertiple sunan, teknolojiye ve bilgisayara yönlendiren, etraflı ve geniş katılımlı, adeta fizik ve kimya sinyalleri ve denklemleriyle dolu bir yayın görmedim.
Ahmed'lere takılırdım: "Anadan babadan burslusunuz... Sizin durumunuz iyi..." Ama kitaptaki bir cümle beni dilhûn etti, yaraladı: İş yerinde çalışırken, Konya soğuğunda ellerin belirli bölümlerinin dönüvermesi.
Ailenin terbiye anlayışında "Kendi bir şeyler yapsın!" fikri olabilir. Ama bu da herkese göre değil. Çelimsiz bir delikanlı, eşi bulunmayan Konya soğuğu, ayaz su, ellerin donması veya Konya tabiri ile 'ellerin buyması'. Eh, hepsi ecirle karşılanır kulluk olsun inşallah. Bu sözlerimizi okuyan Konyalılardan bazılarının şöyle dedikleri de düşünülebilir; onu kabul de bize bir teşviktir: "Yaaa aslan hocam! Millet ne çekiyor, bilin bakalım!"
Sunuş
Doç. Dr. Huriye MARTI
(Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
Resûl-i Ekrem Efendimizin (sav) risaletiyle, o güne kadar taşıdıkları zihniyeti sorgulamak ve yeni bir dünya görüşü inşa etmek durumunda kalan ashâb-ı kiram açısından bakıldığında, hadislerin "hayat içinde hayat kuran" gücü inanılmazdır. Allah'ın elçisi olduğuna iman ettikleri bir insanın dilinden dökülen her cümle, önceyle mukayese edilen, şimdiyi yaşatan ve yarını inşa eden bir etkiye sahiptir. Dolayısıyla Peygamber Efendimizden (sav) işiterek, görerek ya da birbirlerine ondan naklederek öğrendikleri sünnet, Kur'an vahyi ile eşzamanlı biçimde hayatın merkezine yerleşmiş durumdadır.
Allah Resulü'nün (sav) hayatta olduğu dönemde hadisi, salt bir ilim ya da salt bir bilgi değil, daha ziyade "hayat tecrübesi" olarak görmek gerekir. Zira bu eserde kendilerinden derlenen rivayetleri bulacağınız sahabe açısından hadis, genel itibarıyla, duyduklarında doğruluğunu araştırma ya da inanıp inanmama tereddüdünü pek yaşamadıkları bir olgudur. İslâm'ı kabul ederek yaşamlarına çizdikleri yeni rotayı her gün tazeleyen, zenginleştiren, olgunlaştıran niteliğiyle hadis, her anıyla hayatın içindedir; kendine özgü ve hayattan kopuk bir dünyası yoktur. Hatta denilebilir ki hadis, topluma yeni bir dünya açmaktadır. Düzelten, fıtrata aykırılıkları temizleyen, eğiten ve fıtrata uygunu inşa eden bu yeni dünyada nefes almaya başlayan ashâb-ı kiram için hadis ile hayat arasında bir mesafe, bir ayrılık ve bir aykırılıktan bahsetmek mümkün görünmemektedir.
Bollukta da darlıkta da, sevinçte de hüzünde de Allah Resûlü'nü (sav) yalnız bırakmayan vahyin ilk muhatapları, hayatının her diliminde onu dinleyen, izleyen, ona soran, danışan, onunla konuşan, tartışan, gülüşen, ağlaşan halleriyle, şaşırtıcı bir bütün oluşturmuştur. Bu noktadan bakıldığında sünnetin her yeni günü yeniden yoğuran yapısıyla güven içinde yaşayan sahabe için Peygamber Efendimizin (sav) yokluğunun ciddi bir imtihan olduğu aşikârdır. Onun bıraktığı mirası sadece kendi nesillerine değil, fethettikleri toprakların insanlarına da aslını kaybetmemiş biçimde taşıma sorumluluğu, ashâb için şerefli ama yorucu bir sürece işaret etmektedir.
Sahabe dönemiyle başlayan siyasî, sosyal ve kültürel değişim zamanla ilk tecrübeden uzaklaşmayı beraberinde getirirken, yeni soru(n)ları kaçınılmaz kılmıştır. Sahâbe-i kiramın dar alanda kurulmuş iletişim tarzını, geniş topraklarda kalabalık halklardan beklemek gerçekçi olmayacaktır. İnsanların sayısı arttıkça, algı ve ilişki biçimleri de çeşitlenmiş, sahabe dönemine ait değerler değişime uğramıştır. Ashabın "Biz Resûlullah (sav) zamanında şöyle yapardık, oysa şimdi..." diye başlayan cümleleri, değişimin şahitleridir. "Fitne" adı alanda buluşabilecek bir dizi olumsuz gelişme, hadis-hayat bağını gözden geçirmeyi ve yeniden kurgulamayı gerekli hale getirirken, insanlar hadisin neliğini sormaya, kaynağım sorgulamaya, anlamım tartışmaya başlamış; kısacası artık hadis saf "Peygamber sözü" olmaktan çıkarak, sübutunun araştırılması icap eden bir "bilgi cümlesi" karakterine bürünmüştür.
Diğer taraftan, itikadî ve fıkhî bakımdan farklı söylemlerin etkisi altında bocalayan halk kitleleri nezdinde hadisin değeri hiçbir zaman eksilmemiş, ancak sosyal dokuda yaşanan değişiklikler karşısında hadisle yaşadıkları hayat arasında güçlü bir bağ kurmakta zorlanan bu insanlar, kendilerine yardımcı olacak muhaddis, fakih, vaiz gibi köprü insanlara ihtiyaç duymaya başlamıştır. Sonuçta idealler, değer yargıları, zevkler, alışkanlıklar, kelime ve kavramlar hatta diller değişmiş, ancak kıyamete kadar bütün yeryüzü halkı için geçerliği olduğuna iman edilen hadisler ve sünnetler yaşandığı günün gerçekleriyle iç içe kalmıştır. Onları yeni hayatlara taşımak, hadisin hayat kuran günlerinin ardından, bu sefer hayat içinde hadislere yer açmak ulemanın görevi olacaktır. Dolayısıyla artık Resûl-i Ekrem (sav) döneminde görülmemiş biçimde, hem hadisin hem de Müslüman'ın sahihinin aranmaya başlandığını söylemek mümkündür.
Öncelikle hadis ilmi ile meşgul olan ilim adamlarından beklenen, zamana ve mekâna bağlı olarak hadisler ile aramızda oluşan boşluğu gidermede köprü vazifesi görmeleridir. Bu sayede hayatın pratikleri sünnet ile buluşacak, o güne özel meseleler hadislerle birlikte yeniden düşünülecek ve sünnetin hayata yön veren gücü bir kez daha tecrübe edilecektir. İşte elinizdeki kitap, böyle bir ilim adamı tarafından böyle bir maksatla kaleme alındığı için son derece kıymetlidir.
Bu eserin hayatla buluşma serüvenini adım adım izleme imkânı bulmuş olmak, onu